::TASAVVUF::
Hürmeti karıştıranlar




Bazı insanlar, Hz. Peygamber'e (s.a.v), onun halife, emir ve varislerine hiç itiraz etmeden itaat etmeyi Yahudilerin alimlerini Rab edinmelerine benzetiyorlar. Ayrıca, Allah dostlarına yapılan hürmeti Hristiyanların Hz. İsa'yı (a.s) putlaştırmaları ile karıştırıyorlar. Bu kimseler, müşrikler ve ehl-i kitap için inen ayetleri, yanlış bir kıyas ve yorum ile müminlere uyguluyorlar. Doğrusu onlar yanılıyor ve yanıltıyorlar.

Bu insanlar, tevhid zedeleniyor endişesiyle, takvasıyla ümmete önder olan kamil ariflere hürmete ve hizmete yanaşmamakta, ayrıca başkalarını da salih velilerden uzak tutmaya çalışmaktadırlar. Şu tutumlarıyla onlar, büyük bir yanılma ve zarar içindedirler. Bu kimseler, kaş yapalım derken gözü kör etmektedirler.

Resûlullah (s.a.v): "Beni seven, Allah'ı sevmiş olur. Bana itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur" buyurduğu zaman, münafıklar:

"Bu adam bize, Allah'tan başkasına tapmayı nehyederken, kendisi şirke yaklaşıyor ve Hristiyan-lar'ın İsa'yı rab edindiği gibi bizim de kendisini rab edinmemizi istiyor!" dediler.

Bunun üzerine Allah Teala şu ayetini indirdi:

"Kim gönderdiğim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni
onların başına muhafız göndermedik (sen davetini yap bırak, hesaplarını biz görürüz!)(Nisa 4/ 80.)

Ayet, onların bir fitne arayışı içinde olduğunu ortaya koydu.(Râzî, Tefsir-i Kebir, X, 155; Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, III, 91.)

İmam Taberî (rah), bu ayeti şöyle açıklamıştır:

"Allahu Teala onlara diyor ki:

Ey insanlar! Sizden kim Muhammed'e itaat ederse bu itaatıyla bana itaat etmiş olur. Öyleyse canı gönülden onun sözünü dinleyip, emrine itaat edin; çünkü o, size bir şeyi emrettiğinde, onu benim emrim olduğu için emretmiştir. Size bir şeyi nehyettiğinde de, onu benim nehyettiğim için yasaklamıştır. Sakın sizden birisi kalkıp da 'Muhammed ancak bizim gibi bir insandır; bize üstünlük taslamak istiyor onun için emrediyor, nehyediyor' demesin. Sonra, Allahu Teala nebisine hitaben:
"Ya Muhammed! Kim sana itaattan yüz çevirirse, sen de ondan yüz çevir; çünkü biz seni onların üzerine murakıp, muhafız ve muhasip olarak göndermedik. Sen, sana indirdiğimiz ve vahyettiğimiz gerçekleri tebliğ et. Onların amellerini tesbit ve takip etmeye, hesaplarını görmeye biz kafiyiz" buyurmuştur.(Taberî, Câmiu'l-Beyan, IV, 277.)

Peygamberlere varis olan kamil mürşidler, kendi his ve hevesleriyle, dünyevî hesap ve çıkarları için müridlerine birşey emretmezler. Onlardan nefislerini rahatlatmak için edeb ve hürmet beklemezler. Onlar, kendilerine tabi olan Hak aşıklarını yanlarında Allah'ın bir emaneti olarak görürler. Onları Allah'ın emri ve Resûlullah'ın edebi üzere terbiye edip, ilâhî huzurda kabul görecek kamil insan kıvamına getirmek isterler.(Bkz: Sühreverdî, Avarifü'l-Mearif, 12. Bölüm.)

Öyleyse, Resûlullah (s.a.v) Efendimize karşı takınılacak edeb, kendisinden sonra O'nun varisi olan gerçek Rabbanî alimlere, kamil mürşidlere karşı da korunmalıdır.

Tevhîdi koruma niyetiyle, takvasıyla meşhur velilere, hususiyle kamil mürşidlere hürmet ve edeb-ten kaçınan ve halkı bundan sakındıranlar, bilerek veya bilmeyerek imânî bir tehlike içine ve ilâhî tehdit altına girmektedirler.

Terettüde ne gerek var?

Bu ümmetin salihleri ve irşadla meşgul kamilleri hiçbir zaman Yahudi ve Hristiyanların alimleri gibi ilâhî hududu ve edebi çiğnemediler ki tehlike arzetsinler.

Kamil velilere Allah için hürmet gösteren sadık müminler de onları kulluk vasfından ve mükellefiyet bağından çıkarmadılar ki şirke ve zarara girsinler.

Herkes herşeyini Kur'an ve sünnet edebine göre yaptıktan sonra, sonuç rahmet ve cennettir.

Dr. Dilaver SELVİ

MUSLUMANLAR.COM © 2004
Muslumanlar.Com -
Muslumanlar.Net

İletişim İçin Muslumanlar@yahoo.com Mailini Kullanınız