::Silsiley-i Aliyye::

O (Allah'a yönele)nler, îman eden ve Allah'i anmakla kalpleri huzura kavusan kimselerdir. Sunu iyi bilin ki gönüller, (ancak) Allah'i anmakla huzura kavusur. (Rad Suresi - 28)


Esselatu Vesselamu Aleyke ya....
Sultanlarin Sultani.....
Habibi Kibriya.... Sultan-i Enbiya......
Ahmed Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem....



Esselamu aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.
Bu Sitenin amaci, Silsile-i Aliyye diye anilan büyük islam alimlerini tanitmak, onlarin nasil yasadiklarini bilmek, ve nasihatlerinden örnek alip kendi hayatimizda uygulamaya calismamizdir. Hepsinin Allah (C.C) dostu olduklari Peygamber (s.a.v)´imizin izinden gittikleri ve islami yaymak icin ne cabalar gösterdikleri bir hakikattir. Bu arada gercek tarikat ve tasavvufun ne andugunu daha iyi anlayabilir ve bu sayede Ehli Sünnet,e uymayan tarikatlerden yüz cevirebiliriz. Ayni zamanda müthis menkibeler okuyacak ve sasiracaksiniz, gercekten bir cok hayret edici gercek olaylari zevkle okuyacaksiniz. Insallah okuyacaginiz sayfalar size faydali olur.



Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (571-634)

“Size her iste, her durumda Allahü teâlâdan korkmanizi nasihat ederim. Hosunuza giden isler kadar, size zor gelen durumlarda da hakikate sarilin. Sunu bilin ki, dogru söz disinda hiçbir kelam hayir ve yarar getirmez. Yalan söyleyen, yaradilis hikmetini saptirmis, bunu yapan ise, helâk olmustur. Büyüklenmekden sakinin. Topraktan yaratilip, yine topraga dönecek olan bir varligin kibirlenmesi de, ne demek oluyor? Bugün var, yarin yok olan bir varligin kendini begenmesi ne kadar anlamsiz!..

Hz.Ebu Bekir (r.a)´in Son sözü: “ Teveffeni Müslimen ve elhiknî bissalihiyn” (Yusuf/101)yani, Ya Rabbi, Müslüman oldugum halde ruhumu al ve beni salihlere ilhak eyle!” ayeti oldu.



SELMAN-I FARISI (R.A) ("Selman-ül Hayr")

Selman-i Farisi hazretleri, esbabi kiramin büyüklerinden ve meshurlarindandir. Silsilet-üz Zeheb diye bilinen "Altun silsilenin" (Büyük veliler silsilesinin) ikinci halkasidir.
Müslüman olunca, Peygamberimiz O'na Selman ismini verdi, Iran'li oldugu için de Farisi denildiginden ismi Selman-i Farisi olarak meshur oldu.

Bir gün yaninda misafiri oldugu halde Medayinden çikip bir yere gidiyorlardi. Yolda karinlari acikti, yiyecek bir seyleri de yoktu. Orada geyikler vardi ve süvari atiyla dahi onlara yetisemezdi. Kuslar vardi. Fakat avcilar onlari vuramazlardi. Zira uzaktan hemen kaçarlardi. Selman-i Farisi (r.a) hazretleri bir geyik ile bir kusu yanina çagirdi, ikisi de yanlarina geldi.

 

KÂSIM BIN MUHAMMED

Tâbiînin büyüklerinden, Medîne-i münevveredeki yedi büyük âlimden biri. Insanlari Hakk'a dâvet eden onlara dogru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine "silsile-i âliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin üçüncüsüdür. Babasi Muhammed, hazret-i Ebû Bekir'in ogludur.

Kâsim bin Muhammed, söyle bildiriyor: "Bir gün halam hazret-i Âise (r.a)'nin yanina vardim. Ona; "Ey Ana! Bana Peygamber (s.a.v) Efendimizin kabrini aç!" dedim.



CÂFER-I SÂDIK

Ehl-i beytten ve meshûr velîlerden. Islâm âlimlerinin gözbebeklerinden olup, seyyid ve oniki imâmin altincisi. Hazret-i Ali'nin torunlarindan.

Zamânin hükümdari bir gece vezirine dedi ki: "Hemen git, Imâm-i Câfer'i buraya getir. Onu hemen öldürmek istiyorum."
Vezir: "Evinde oturmus, gece-gündüz ibâdetle mesgûl olan, devlet islerine karismayan bu kimseyi öldürmekten vazgeç!" dedi.

 

BÂYEZÎD-I BISTÂMÎ

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, onlara dogru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin besincisidir. Sultân-ül-Ârifîn lakabiyla meshûrdur. Künyesi, Ebû Yezîd'dir. Ismi Tayfûr, babasinin adi Îsâ'dir. 776 (H.160) veya 803 (H.188)de Iran'da Hazar Denizi kenarinda Bistâm'da dogdu.

Daha annesinin karninda iken kerâmetleri görülmeye basladi. Annesi ona hâmile iken süpheli bir seyi agzina alacak olsa, onu geri atincaya kadar karnina vururdu.

"Bu kadar zahmet ve mesakkatlere, sikintilara katlanarak aradigimi, annemin rizâsini almakta buldum. Çok basit gibi gelen anne rizâsini almanin, bütün islerin evvelinde lâzim oldugunu anladim."
"Ârifin alâmeti nedir?" diye soruldugunda; "Allahü teâlâyi anmakta gevseklik göstermemektir." buyurdu.



EBÜ'L-HASAN-I HARKÂNÎ

Allahü teâlâya ve âhirete âit ilimler yâni mârifetler sâhibi büyük âlim ve velî. Künyesi Ebü'l-Hasan, ismi Ali bin Câfer'dir. Bistâm'in bir kasabasi olan Harkân'da dünyâya geldi.

Talebelerinden biri, Ebü'l-Hasan-i Harkânî hazretlerinden; "Lübnan Dagina gidip Kutb-i âlemi görmek için bana izin ver." diye ricâda bulundu. Ebü'l-Hasan hazretleri izin verince, o talebe Lübnan Dagina vardi. Orada, yüzleri kibleye dönmüs hâlde oturan bir cemâat gördü. Önlerinde bir cenâze duruyordu. Fakat cenâze namazini kilmiyorlardi. Talebe dayanamiyarak; "Niçin cenâzenin namazini kilmiyorsunuz?" diye sordu. Oradakiler; "Kutb-i âlemin gelmesi lâzimdir. Kutb-i âlem buraya her gün bes kere gelir ve imâmlik yapar." diye cevap verdiler.

 

EBÛ ALI FÂRMEDÎ

Büyük velîlerden. Insanlarin îtikâd, amel, ibâdet ve ahlâk husûsunda dogruyu ögrenip yapmalari ve Allahü teâlânin rizâsina kavusmalari için onlara rehberlik edip, buna kavusturan ve kendilerine tasavvuf yolunda silsile-i aliyye denilen meshûr velîlerden olup, bu âlimlerin yedincisidir. Ismi, Fadl bin Muhammed'dir. 1042 (H.433) senesinde dogdu. Horasan'da yasadi. 1085 (H.478)'de vefât etti. Kabri, Tûs yâni Meshed sehrindedir.

Ebû Ali Fârmedî hazretleri tasavvuf yoluna girisini söyle anlatmistir:
"Gençligimin ilk yillarinda Nisâbur'da Sirâcân Medresesinde ilim ögreniyordum. Aradan bir müddet geçti. Bir gün Seyh Ebû Saîd Ebülhayr hazretlerinin Mihene'den Nisâbur'a gelmekte oldugu haberini aldik. Halk arasinda kerâmetleri meshur idi.


YÛSUF-I HEMEDÂNÎ

Evliyânin büyüklerinden. Ismi, Yûsuf bin Yâkûb Hemedânî olup, künyesi Ebû Yâkûb’dur. Imâm-i A’zam hazretlerinin neslindendir. Insanlari Hakk'a dâvet eden, onlara dogru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin sekizincisidir. 1048 (H.440) senesinde Hemedan’da dogdu. 1140 (H.535) de Herat’tan Merv’e giderken yolda vefât etti.

Yaya olarak otuz yedi hac yapti. Kur’ân-i kerîmi sayisiz hatmetti. Gece namazlarinda her rekatte bir cüz okurdu. Tefsir, hadîs, kelâm ve fikih ilminden yedi yüz cüz ezberindeydi. Iki yüz on üç mürsîd-i kâmilden istifâde etti. Yedi bin kâfirin îmâna gelmesine sebeb oldu. Hizir aleyhisselâm ile çok sohbet etti.

 ABDÜLHÂLIK GONCDÜVÂNÎ

Evliyânin önderlerinden, Islâm âlimlerinin büyüklerindendir. Babasi Abdülcemîl Malatyali idi. Imâm-i Mâlik hazretlerinin neslinden olup âlim ve ârif idi. Zâhirî ve bâtinî ilimlerde çok yüksekti. Hizir aleyhisselâm ile görüsüp sohbet ederlerdi. Bir gün Hizir aleyhisselâm kendisine: "Ey Abdülcemîl! Senin sâlih bir erkek evlâdin olacak. Ismini Abdülhâlik koyarsin." buyurdular.

 ÂRIF-I RIVEGERÎ

Peygamber efendimizden sonra insanlara dogru yolu gösteren âlimler silsilesinin onuncusu. Buhârâ'ya 30 km uzaklikta bulunan Rivger köyünde dünyâya geldi. Dogum târihi 1067 (H.560) olarak rivâyet edilmekte ise de kesin bilinmemektedir. 1315 (H.715) târihinde vefât etti.

Küçük yasta medrese tahsîline basladi. Zekâ ve kavrayisinin parlakligi sebebi ile ilmî mertebeleri hizla geçti. Bu esnâda ilim ve hikmet sâhibi, ibâdet sartlarini harf harf yerine getiren, insanlara dogru yolu göstermede zamânin kutbu Abdülhâlik Goncdüvânî hazretleri ile tanisti ve bütün dünyâsi degisti.

 ALI RÂMITENÎ

Islâm âlimlerinin ve evliyânin büyüklerinden. Buhârâ yakinlarindaki Râmiten kasabasinda dogdu. Dogum târihi bilinmemektedir. 1328 (H.728) yilinda Harezm sehrinde vefât etti.

Ali Râmitenî hazretlerine, "Azîzân" denmesinin sebebi ise söyle anlatilir: Bir zaman Ali Râmitenî'nin evinde iki-üç gün yiyecek bir sey bulunmadi. Evdekiler açlik sebebiyle çok üzülüyorlardi. Gelen misâfire de evde ikrâm edecek bir sey yoktu. O sirada Ali Râmitenî hazretlerinin talebelerinden yiyecek satan bir genç, pirinç doldurulmus bir horoz hediye getirdi.

 MUHAMMED BÂBÂ SEMMÂSÎ

Hâce Ali Râmîtenî hazretlerinin yetistirdigi büyük velîlerden. Kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük Islâm âlimlerinin on üçüncüsüdür.

Behâüddîn-i Buhârî hazretleri anlatir: "Bir defâsinda Hocam Muhammed Bâbâ Semmâsî ile yemek yiyorduk. Yemek bitince, bana bir ekmek uzatip; "Al, bunu sakla!" buyurdu.

 SEYYID EMÎR KÜLÂL
Büyük velîlerden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, dogru yolu göstererek saâadete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin on dördüncüsüdür. Hazret-i Hüseyin'in soyundan olup, seyyiddir. Evliyânin meshûrlarindan olan Muhammed Bâbâ Semmâsî'nin talebesi ve Behâeddîn-i Buhârî Naksibend hazretlerinin hocasidir.

Bir gün Emîr Külâl sohbet ederken, kendisini bir hâl kapladi. Bu sirada hac yapanlarin hâllerin, nerede ve ne yapmakta olduklarini gördügünü söyleyerek, anlatmaya basladi. Meclisinde bulunanlardan biri; "Kâbe'yi nasil görüp de anlatiyor? Kâbe buraya çok uzaktir." diye düsündü.

 BEHÂEDDÎN BUHÂRÎ (Sâh-i Naksibend)

Evliyânin büyüklerinden ve müslümanlarin gözbebegi olan yüksek âlimlerden. Seyyid olup insanlari Hakka dâvet eden, dogru yolu göstererek saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin on besincisidir.

Sâh-i Naksibend hazretleri söyle anlatmistir: "Bir gece rüyâmda, Türk âlimlerinden Hakîm Atâ, beni yetistirmesi için talebelerinden birine havâle etti. Sâliha bir ninem var idi, rüyâmi ona anlattim. "Oglum, senin Türk âlimlerinden nasîbin vardir." dedi.

 ALÂEDDÎN-I ATTÂR

Buhârâ'da yetisen en büyük velîlerden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, onlara dogru yolu gösterip hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin on altincisi.

"Nefsi terbiye etmekten maksad, bedenî bagliliklardan geçip, rûhlar ve hakîkatler âlemine yönelmektir. Kul, kendi istek ve arzularindan vaz geçip, Hakkin yoluna mâni olan bagliliklari terketmelidir. Bunun çâresi söyledir:

 YA’KÛB-I ÇERHÎ

Evliyânin büyüklerinden. Insanlarin îtikâd, amel, ibâdet ve ahlâk husûsunda dogruyu ögrenip yapmalarini saglayan ve Allahü teâlânin rizâsina kavusturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen Islâm âlimlerinin on yedincisidir.

Kendisi söyle anlatmistir: “Buhârâ’nin âlimlerinden ilim tahsîl edip icâzet aldiktan sonra memleketime dönmek üzere idim. Içimde Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin yanina gitmek arzusu hâsil oldu. Huzûruna varip; “Beni hatirdan çikarmayiniz.” diye yalvardim.

 UBEYDULLAH-I AHRÂR

Türkistan'in büyük velîlerinden. Kendilerine "Silsile-i aliyye" adi verilen ve insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatarak dünyâ ve âhirette seâdete kavusmalarina vesîle olan büyük âlim ve velîlerin on sekizincisidir.

Vefât ettigi gün, aksam vakti hastaligi pek siddetlenmisti. "Aksam namazinin vakti girdi mi?" diye sordu. "Evet girdi." dediler.

 KÂDI MUHAMMED ZÂHID

Türkistan'da yetisen büyük velîlerden. Insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatarak saâdete kavusmalari için çalisan ve Silsile-i aliyye adi verilen büyük âlim ve velîlerin on dokuzuncusudur. Ismi, Muhammed bin Burhâneddîn'dir. Annesi Silsile-i aliyye büyüklerinden Yâkûb-i Çerhî hazretlerinin kizidir. Zâhid ve Kâdi lakaplariyla ve Semerkandî nisbesiyle bilinir.
Ubeydullah-i Ahrâr hazretlerine talebe olmasi söyle oldu: Memleketi olan Semerkand'da kalip ilim tahsîl ettikten sonra daha fazla ilim ögrenmek için Seyh Nîmetullah adinda bir ilim talebesiyle Semerkand'dan Hirat'a gitmek üzere yola çikti.

 DERVIS MUHAMMED

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakka dâvet eden, dogru yolu göstererek saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmincisidir. Dogum târihi bilinmemekte olup, 1562 (H.970) senesinde vefât etti.

Bir gün ellerini açip, âcizligini ve çâresizligini Allahü teâlâya yalvararak arz etmisti. Âniden Hizir aleyhisselâm gelip;


HÂCEGÎ MUHAMMED IMKENEGÎ

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakka dâvet eden; dogru yolu göstererek, saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi birincisidir.
 



MUHAMMED BÂKÎ-BILLAH

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, dogru yolu göstererek saâdete kavusturan ve kendilerine Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi ikincisidir. Ikinci bin yilinin müceddidi ve Islâm âlimlerinin gözbebegi olan Imâm-i Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî hazretlerinin hocasidir.

Muhammed Bâkî-billah'in, zâhirî ilimleri tahsîl ettigi gençlik yillarinda, Naksibendiyye yoluna karsi büyük bir muhabbeti vardi. Kendisini bu yolda yetistirecek bir büyügü ariyor, onun derslerinden ve sohbetlerinden feyz almak, faydalanmak istiyordu.


IMÂM-I RABBÂNÎ

Hindistan'da yetisen en büyük velî ve âlim. Âriflerin isigi, velîlerin önderi, Islâmin bekçisi, müslümanlarin bastâci, müceddid, müctehid ve Islâm âlimlerinin gözbebegidir. Insanlarin îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda dogruyu ögrenmelerini, ögrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini saglayan, insanlari Allahü teâlânin rizâsina kavusturmak için rehberlik eden ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen Islâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür.

Nasihatleri:
Âyet-i kerîmede meâlen; "Vallâhu basîrun= Allah onlarin ne yaptiklarini görmektedir" buyruldu. Allahü teâlâ her seyi gördügü hâlde, (insanlar) çirkin isleri yaparlar. Asagi bir kimsenin bile bu isleri gördügünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânin görmesine inanmiyorlar, yâhud onun görmesine kiymet vermiyorlar. Îmâni olana her ikisi de yakismaz.


MUHAMMED MA'SÛM FÂRÛKÎ

Evliyânin meshûrlarindan, büyük Islâm âlimi. Hicrî ikinci bin yilinin müceddidi Imâm-iRabbânî hazretlerinin üçüncü ogludur. Insanlari Hakk'a dâvet eden, dogru yolu göstererek saâdete kavusturan ve kendilerine; "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi dördüncüsüdür. Mecdüddîn ve Urvet-ül-vüskâ lakablaridir. Urvet-ül-vüskâ; saglam ip, kendisine uyulan büyük âlim demektir.

 

SEYFEDDÎN-I FÂRÛKÎ

Hindistan'in büyük velîlerinden. Insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatarak, onlarin dünyâda ve âhirette, saâdete, mutluluga kavusmalarina vesîle olan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" adi verilen âlim ve velîlerin yirmi besincisidir. Imâm-iRabbânî hazretlerinin torunu ve Urvetü'l-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin besinci ogludur.

Ömrünün her saatini,Emr-i bil-mârûf ve Nehy-i anil-münker yapmakla geçiren Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri, Delhi'ye vardigi zaman, sehrin kapisinda iki azgin fil ve bunlari zabt etmeye çalisan iki heybetli pehlivanin resimlerinin asili oldugunu gördü. Sultâna o resimleri indirtip yok edinceye kadar sehre girmeyecegini bildirdi.

 
NÛR MUHAMMED BEDÂYÛNÎ

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, dogru yolu gösterip hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi altincisidir. Seyyid olup soyu Peygamber efendimize ulasir. Hindistan'in Bedâyûn sehrindendir.

Bir gün ihtiyar bir kadin, Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî hazretlerinin huzûruna gelip; "Cinler kizimi kaçirdilar! Ne yaptiysak bir çâre bulup onlarin elinden kurtaramadik. Sizden istirhâm ediyorum, kizimin cinlerin elinden kurtulmasi için bir çâre bulunuz!" dedi.


MAZHAR-I CÂN-I CÂNÂN

Evliyânin büyüklerinden. Insanlari Hakk'a dâvet eden, dogru yolu göstererek hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen âlim ve velîlerin meshûrlarindandir.


ABDULLAH-I DEHLEVÎ

Hindistan evliyâsindan. Silsile-i aliyye denilen büyüklerden olup, seyyiddir.

Birçoklari Abdullah-i Dehlevî'yi rüyâda görüp, büyüklerin yolunu anlar, içine düsen sevk ile huzûrlarina gelir, yüksek makamlara kavusup, memleketlerine dönerdi.


MEVLÂNÂ HÂLID-I BAGDÂDÎ

On sekizinci yüzyilin sonu ve on dokuzuncu yüzyilin basinda Irak ve Sam'da yetismis büyük velîlerden. Insanlara hak yolu göstererek hakîki saâdete, kurtulusa kavusturan ve Silsile-i aliyye adi verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmi dokuzuncusudur. Asrinin müceddidi idi.


ABDULLAH-I SEMDÎNÎ

Anadolu'da yetisen büyük velîlerden. Kendilerine Silsile-i aliyye adi verilen büyük âlim ve velîler silsilesinin otuzuncusudur. Bu diyârda Naksibendî, Müceddidî, Hâlidî kolunun önde gelen temsilcisidir.

Ömrünü ilim tahsîl etmeye, Islâmiyeti ögrenmeye ve ögretmeye vakfetmis olan ve pekçok kerâmetleri görülen Seyyid Abdullah-i Semdînî hazretleri 1813 (H.1228) senesinde Semdinli'nin Nehrî kasabasinda vefât etti.


TÂHÂ-I HAKKÂRÎ
Anadolu'da yasayan büyük velîlerden. Silsile-i aliyye adi verilen, insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatarak onlarin dünyâda ve âhirette seâdete, mutluluga kavusmalarina vesile olan büyük âlim ve velîlerin otuz birincisidir. Peygamber (s.a.v) Efendimizin neslinden olup Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin on birinci torunudur.


Seyyid Muhammed Sâlih

Seyyid Muhammed Sâlih hazretleri, Osmanlilar zamâninda Anadolu'da yetisen evliyânin en büyüklerindendir. Insanlara Islâmiyetin emir ve yasaklarini anlatarak onlarin dünyâda ve âhirette saâdete, mutluluga kavusmalarina vesile olan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" adi verilen büyük âlim ve evliyâlarin otuz ikincisidir.

Seyyid Sâlih hazretlerinin mübârek alinlarinda nur parlardi. Onu gören, Allahü teâlânin sevgili bir kulu oldugunu hemen anlar, hürmette kusur etmemeye çalisirdi. Bir gece, hirsizin biri Seyyid Sâlih hazretlerinin evini soymaya karar verdi


SIBGATULLAH ARVÂSÎ

Osmanli âlim ve velîlerinden. Büyük âlim ve evliyâ Seyyid Tâhâ-i Hakkârî hazretlerinin talebelerindendir. Ismi Sibgatullah olup "Gavsü'l-Âzam", "Gavsu Hizânî" veya "Gavs" lakablariyla meshûr olmustur. "Arvâsî" nisbesiyle bilinir. Peygamber (s.a.v) Efendimizin neslinden olup seyyiddir.

Seyh Hâlid isminde büyük bir âlim vardi. Sark vilâyetinin adliye müfettisligini yapardi. Tefsîr, hadîs ve fikih gibi zâhirî ilimlerde, Ibn-i Hacer ve Seyyid Serîf Cürcânî hazretleri kadar âlim oldugunu iddiâ ederdi.


FEHIM-I ARVÂSÎ

Dogu Anadolu'da yetisen büyük velîlerden. Silsile-i aliyye adi verilen büyük evliyânin otuz üçüncüsüdür. Osmanli Devletinin son devirlerinde yasamistir. Seyyiddir. "Hazret-i Seyh" ve "Allâme" lakaplari vardir. "Arvâsî" denmekle meshûr olmustur.


ABDÜLHAKÎM ARVÂSÎ

Ruh bilgilerinin, tasavvuf ilminin mütehassisi, son asir âlim ve velîlerinden. 1865 (H.1281)'te Van vilâyetinin Baskale kasabasinda dogdu. 1943 (H.1362)'de Ankara'da vefât etti. Kabri, Ankara yakinindaki Baglum kasabasindadir.

Imâm-i Ali Rizâ bin Mûsâ Kâzim soyundan olup seyyiddir. Hazret-i Ali'ye kadar bütün babalari âlim ve velî idi. Birçogu zamâninin kutbu, devrinin en büyük evliyâsi ve rehberiydi. Babasi Seyyid Mustafa, Seyyid Tâhâ-i Hakkârî'nin oglu Seyyid Ubeydullah'in halîfesiydi. Gördügü kimsenin hangi namazi kilmadigini, Allahü teâlânin ihsâni ile yüzünden anlardi.
 

MUSLUMANLAR.COM © 2004
Muslumanlar.Com -
Muslumanlar.Net

İletişim İçin Muslumanlar@yahoo.com Mailini Kullanınız