| Araplar arasındaki nâdir
okuma-yazma bilenlerden olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh ve arkadaşları
Osman bin Mazûn, Ubeyde bin Hâris, Abdurrahman bin Avf, Ebû Seleme,
Hz. Ebû Bekirin vâsıtasıyla, Resûlullahın huzûrunda Müslüman oldular.
Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekirin
vâsıtasıyla îmâna gelenlerin onuncusudur. Îmâna geldiğinde 31
yaşındaydı. O günden, vefâtına kadar malıyla, mevkisiyle ve canıyla
İslâmiyeti yaymak için çalıştı.
İki defa
hicret etti
Mekkede kâfirlerin eziyet ve
işkencelerinin artması üzerine, Peygamber efendimizin izniyle
Habeşistana hicret etti. Sonra Medîneye hicret edince, Peygamberimiz
onu Hz. Sad bin Muâz ile kardeş yaptı.
Bedir gazâsında, düşman saflarında
babası da bulunuyordu. Bu gazâya melekler de katılmış, insan şekline
girerek ellerindeki kılıçlar ile kâfirlerle çarpışmıştı. Bu savaşta
Ebû Ubeyde büyük kahramanlık göstermişti.
Hz. Ubeyde, Uhud cenginde de büyük
kahramanlık gösterdi. Peygamber efendimiz, Ebû Ubeyde ile Sad bin Ebî
Vakkâs hazretlerini ön safta çarpışanlara kumandan olarak seçti.
Kâfirleri, merkezde bulunan sevgili Peygamberimize yaklaştırmamak için
bütün güçleri ile savaştılar.
Peygamber efendimiz dahî düşmanı
geriletecek şekilde yayıyla, okuyla, kılıcıyla çarpışıyordu. Eshâb-ı
kirâm canlarını dişlerine takmışlar, Peygamberimizin etrafında pervane
olmuşlardı. Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ebû Dücâne, Hz. Sad bin Ebî
Vakkâs, Hz. Mus'ab bin Umeyr, Hz. Ubeyde bin Cerrâh, Hz. Talha, Hz.
Zübeyr gibi Eshâb-ı kirâm, Peygamberimizi korumaya çalışıyorlardı.
Pek çok Eshâbı çarpışa çarpışa şehîd
oldu. Düşman gerilemişti. Zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle
yerlerini terkeden Eshâb-ı kirâmın bulundukları yerden, düşman
süvârileri saldırıya geçti ve Peygamber efendimize kadar sokuldular.
İbni Kâmia denilen müşrik, Resûlullahın
mübârek başına kılıcını vurdu, miğferin demiri mübârek yanaşına
saplandı.
Dişleriyle
çıkardı
Eshâb-ı kirâm, tekrar toparlanıp
müşriklere saldırdı. Düşmanı Peygamberimizin yanından uzaklaştırdılar.
Hz. Ebû Ubeydenin, sevgili Peygamberimizin mübârek yanaklarına batan
demir halkaları dişleriyle çekip çıkarırken iki ön dişi kırıldı.
Bu savaş, Eshâb-ı kirâmın düşmanı
kovalamasıyla neticelendi. 97 kadar şehîd verildi. Bunların içinde
şehîdlerin serdârı Hz. Hamza, yeğeni Abdullah bin Cahş ile aynı kabre
defnedildiler. Musab bin Umeyr de bu savaşta şehîd olmuştu.
Hz. Ebû Ubeyde, Uhud, Hendek, Hayber
gazâlarında görülmemiş şekilde cenk etti. Mekkenin fethinde de
Peygamber efendimizin yanlarında bulundu.
Resûlullah efendimiz, hicretin onuncu
yılının Rebîul-evvel ayının 12sinde, Pazartesi günü öğleden önce
vefât etti. Eshâb-ı kirâm, pek çok üzülüp gözyaşı döktü. Çoğunun dili
tutulup, bir müddet konuşamadı.
Bir
karışıklık çıkabilir
Hz. Ebû Ubeyde de gözyaşlarını
tutamıyordu. Bütün Eshâb-ı kirâm kan ağlıyor ve devâsız derdi
çekiyordu. İçerde cenâze hazırlıklarını yaparlarken, kapı vuruldu.
Gelen kimse dedi ki:
- Ebû Bekir ve Ömer burada mı?
Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer cevap
verdiler:
- Evet buradayız.
- Medîneliler, Benî Saîde Konağında
toplandılar, kimin halîfe olacağını konuşuyorlar. Belli bir kimseyi
daha seçemediler. Herkes, kendi kabîlesi reisinin seçilmesini istiyor.
Bir karışıklık çıkabilir. Acele gelip bu işi hâllediniz.
Müslümanlar arasında büyük bir ayrılık
baş göstermek üzere idi. İşte böyle bir anda, Hz. Ebû Bekir ile Hz.
Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde, oraya Hızır gibi yetiştiler. O anda, Ensârdan
biri kalkıp diyordu ki:
- Bizler, Resûlullaha yardım ettik.
Muhâcirler bize sığındı. Halîfe bizden olmalıdır.
Hâlbuki Resûlullah her yerde, sağ
yanına Hz. Ebû Bekiri, sol yanına Hz. Ömeri alır, Ebû Ubeyde için
de, Bu ümmetin emînidir buyururdu.
Üçü birdenbire meydana çıkınca, sanki
Resûlullah kalkmış, oraya gelmiş gibi oldu. Herkes, bunların ne
söyleyeceğini bekliyordu. Hz. Ebû Bekir, uzun bir konuşma yaptı. Sonra
Hz. Ömer konuştu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde dedi ki:
- Ey Ensâr! Başlangıçta, bu dîne
hizmet eden sizlerdiniz. Sakın işi önce bozan da sizler olmayasınız!
Sonra Hz. Ebû Bekir, Size şu iki zâtı
aday yaptım, birini seçiniz diyerek, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeydeyi
gösterdi. Her ikisi de çekindiler, Hz. Peygamberin ileri geçirdiği
bir kimsenin önüne kim geçebilir! dediler. Hz. Ömer buyurdu ki:
- Yâ Ebâ Bekir! Resûlullah, seni
hepimizin önüne geçirdi, elini uzat! Ben seni halîfe seçtim.
İlk bîat, Hz. Beşir, sonra Hz. Ömer
tarafından oldu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde ve diğer Eshâb-ı kirâm Hz.
Ebû Bekiri halîfe seçtiler.
Yüzleri en
güzel yüz
Eğer, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz.
Ebû Ubeyde hazretleri yetişmeseydi, Müslümanlar parçalanacaktı. Bu üç
Eshâbın hizmeti Kıyâmete kadar unutulmayacaktır.
Hz. Ömerin oğlu Abdullah der ki:
- Kureyş halkının içinde üç kişi
vardır ki, yüzleri en güzel yüz; akılları, en selim akıl; kalbleri, en
metîn kalbdir. Bunlar Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman ve Hz. Ebû Ubeydedir.
Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh, hayatını hep
İslâma hizmetle geçirmiş, insanların ebedî saâdete kavuşmaları için
çırpınmıştır. Kabr-i şerîfi Şamdadır.
Hz. Ebû Bekir halîfe olunca, Ebû
Ubeydeyi kumandan tayin etti. Humus, Şam, Ürdün ve Filistini
fethetmek ve oradaki insanların da İslamiyetle şereflenmeleri için
gönderdi. Hz. Ebû Ubeyde, Bizanslıların, Suriyeyi kurtarmak için
topladıkları büyük bir haçlı ordusunu Yermükte karşıladı. Halîfe Hz.
Ebû Bekir, Ebû Ubeydeye yardım için Hz. Hâlid bin Velidi gönderdi.
İslâm kumandanları bu savaş için Hâlid
bin Velîdi başkumandan seçtiler. Düşman ordusu 240 bin, İslâm ordusu
40 bin civârında idi. Hâlid bin Velid, orduyu biner kişilik alaylara
bölüp, her birine alay kumandanı tayin etti. Ebû Ubeydeyi merkeze,
diğer kumandanları sağ ve sol kanatlara yerleştirdi.
Yüzbin Rum
öldürüldü
Bizans ordusu üzerine saldırıya
geçildi. Savaş bütün hızıyla devam ederken, Bizans generallerinden
Yorgi, Hz. Hâlid bin Velidin Allahın kılıcı
lâkabını duyarak, hidâyete gelip Müslüman oldu.
O da Müslümanların safında
Bizanslılarla savaştı. Uzun ve çetin savaşların neticesinde, koca Rum
ordusu yenilerek dağıldı. Yüzbin Rum öldürüldü. İslâm ordusundan ise 3
bin yiğit şehâdete kavuştu.
Bu savaşta İslâm kadınları da savaştı.
Bu zafer bütün Şam beldesinin fethine sebep oldu. Zafer müjdesi
halîfeye bildirildi. Sonra Hz. Hâlid bin Velid ve Hz. Ebû Ubeyde,
Fıhl mevkiinde 80 bin Rum ile çarpıştılar. Onları da akşama kadar
süren bir savaşta mağlup ettiler.
Hz. Ebû Bekir vefât edince, yerine
geçen halîfe Hz. Ömer, Hz. Ebû Ubeydenin başkumandan olarak yine
fetihlere devam etmesini emretti. Ebû Ubeyde, ordusuyla Humusa
hareket etti. Sulh ile Humusu da aldı.
Hz. Ebû Ubeyde, ordusunu toplayarak
Antakyaya hareket etti. Maarra, lazikiye, Antaritus, Banyas, Selimiye
zaptedilerek gidiliyordu. Kinnesrine Hz. Hâlid bin Velidi gönderdi.
Kendisi Halebe geldi. Halebi fethederek, Antakyayı kuşattı. Antakya
da zaptedildi.
Hz. Ebû Ubeyde halîfeye durumu bildiren
bir rapor gönderdi. Halîfe, fethedilen yerlere, İslâm kuvvetlerinin
yerleştirilmesini emretti. Bu emri yerine getiren Hz. Ebû Ubeyde,
birçok kale ve şehri fethederek Fırat nehrine kadar ilerledi.
Fethettiği yerlere memurlar tayin
ederek Kudüse geldi. Kudüs kuşatıldı. Kudüslüler sulh yapmak
istediklerini, yalnız bu sulhta Hz. Ömerin de bulunmasını, yoksa sulh
yapmayacaklarını Ebû Ubeydeye bildirdiler. Durum Hz. Ömere
arzedildi.
Hz. Ömer
Kudüse geldi
Hz. Ömer, yerine Hz. Aliyi vekil tayin
ederek Kudüse geldi. Kudüslülerle sulh yapıldı. Hz. Ömer sulhtan
sonra Medîneye döndü.
Rum Kayseri Heraklius, kaybettiği
toprakları geri almak için harekete geçti. Büyük bir haçlı ordusu
hazırladı. Hz. Ebû Ubeyde, bu karardan vaktinde haberdar olup, durumu
halîfeye bildirerek, nasıl hareket edeceğini sordu.
Hz. Ömer, İranla harbetmekte olan Hz.
Sada emir göndererek, Ebû Ubeydeye yardım etmesini bildirdi. Hz.
Sad, Kaka bin Amrı dörtbin mücâhidle yardıma gönderdi. Başkumandan
Hz. Ebû Ubeyde, Şamın Cezire ile irtibatını keserek, haçlı ordusunun
üzerine yüklendi. Kısa zamanda haçlı ordusunu perişan ederek büyük bir
zafer daha kazandı.
Şamda 639 senesinde, veba hastalığı
salgın hâlde olup, çok Müslümanın ölümüne sebep olmuştu. Hz. Ebû
Ubeyde de bu salgına yakalandı. Öleceğini anlayınca, orada hazır
bulunanlara bir vasiyetinin olduğunu bildirdi. Vasiyetinde buyurdu ki:
- Namazınızı kılınız! Orucunuzu
tutunuz! Sadakanızı veriniz! Haccınızı yapınız! Birbirinize iyilikte
bulununuz! Âlimlere ve büyüklerinize itaat ediniz! Dünyaya
aldanmayınız!
İnsanların en akıllısı Allahü
teâlânın emirlerini yerine getirenlerdir. Hepinize Allahü teâlânın
selâm ve rahmetini, lutuf ve bereketini niyâz ederim. Haydi yâ Muâz,
cemâate namazı kıldır!
Yemin ederim
ki...
Bu sözleri söyledikten sonra gözlerini
yummuş, yerine Muâz bin Cebeli vekil etmişti. Vefât ettiğinde 58
yaşında idi.
Muâz bin Cebel hazretleri cemâate bir
hutbe okudu. Burada buyurdu ki:
- Yemin ederim ki, Ebû Ubeyde gibi,
dinine bağlı, temiz ve merhametli insanlar çok azdır. Dünyaya hiç
meyletmeyen, emrindekilere hep iyiliği ve birbirlerini sevmeyi emreden
bu mübârek Ebû Ubeyde hazretlerine hakkınızı helâl edin ve duâ ediniz!
Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh, fazîlet
timsâli bir zâttı. Allahü teâlânın emirlerinden dışarı çıkmazdı.
Peygamber efendimize muhabbeti pek ziyâde idi. Resûlullah efendimizden
aldığı bir emri yerine getirmek için, canını fedâdan çekinmezdi. Zühd
ve takvâ sâhibi, pek merhametli idi.
Askerlerine ve tebaasına çok şefkatli
idi. Hz. Ömer, Şama gittiği zaman, kendisini karşılayanlara,
Kardeşim Ebû Ubeyde nerede? diye sorduğunda, Geliyor efendim
diyerek gelmekte olan Hz. Ebû Ubeydeyi gösterdiler.
Sağlığında, Cennet ile müjdelenen iki
büyük Sahâbî selâmlaştılar. Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Ömere,
- Buyurunuz yâ Emîr-el-Müminîn,
diyerek, onu evine götürdü.
Hz. Ömer, Ebû Ubeydenin evinin içini
görünce buyurdu ki:
- Nerede senin eşyan? Burada bir keçe,
bir kırba gibi şeylerden başka bir şey yok. Sen emîrsin, senin burada
yiyecek bir şeyin yok mu?
Seni
değiştirmedi
Hz. Ebû Ubeyde, ona bir zenbil
getirerek, içinden birkaç lokma çıkardığında, Hz. Ömer ağlamaya
başladı. Bunun üzerine Ebû Ubeyde dedi ki:
- Sen bizlere, Kuşluk vakti
dinlenmemize yetecek kadar şey bize kâfi demiştin.
Bu kadarı da bizim için kuşluk
dinlenmesine kâfidir. Bunun üzerine iyice duygulanan Hz. Ömer, buyurdu
ki:
- Ey kardeşim Ebû Ubeyde, dünya
herkesi değiştirdi, yalnız seni değiştiremedi.
Bir defa Hz. Ömer, Hz. Ebû Ubeydenin
şahsına dört bin dirhem göndermiş ve bu parayı ona götürecek elçiye
tenbih etmişti:
- Dikkat et, bakalım bu parayı ne
yapacak?
Hz. Ebû Ubeyde, bu parayı aldıktan
sonra, onu hemen askerleri arasında taksim etti. Elçi, geri dönünce
hâdiseyi anlattığında, Hz. Ömer de buyurdu ki:
- Hamdolsun ki, Müslümanlar arasında
böyle insanlar var.
Peygamberimizin huzuruna 630 senesinde,
Necrândan bir Hyristiyan heyeti geldi. Uzun konuşmalardan sonra,
Resûlullah efendimizin Peygamber olduğunu kabûl ettiler. Ve dediler
ki:
- Yâ Resûlallah! Eshâbından bir emîn
kimseyi bizimle beraber gönder, zekâtlarımızı, vergilerimizi ona
verelim!
Peygamberimiz de yemin edip, buyurdu
ki:
- Gâyet emîn bir kimseyi sizinle
gönderirim.
Kalk yâ Ebâ
Ubeyde!
Eshâb-ı kirâm, emîn olarak kimin
şerefleneceğini merak ediyorlardı. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Kalk yâ Ebâ Ubeyde! Ümmetimin
emîni işte budur!
Hz. Ebû Ubeyde bu müjdeye kavuşunca,
sevincinden ağladı. Hz. Ebû Ubeyde vazifesini çok güzel yapmış,
dönüşünde hazineyi altınla doldurmuştu. Dönüşünde Eshâb-ı kirâm onu
karşılamaya çıktılar. Resûlullah efendimiz, Eshâbını bu hâlde görünce,
gülümseyerek onlara buyurdu ki:
- Öyle sanıyorum ki, siz, Ebû
Ubeydenin hayli dünyalıkla geldiğini duydunuz, onu sevinçle
karşılıyorsunuz!
Onlar da, Evet yâ Resûlallah diye
tasdik ettiler.
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz
buyurdu ki:
- Sevininiz ve sizi sevindirecek
nimetleri bundan böyle her zaman umunuz! Vallahi bundan sonra, sizin
fakir olacağınızdan korkmam. Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa,
o da, sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünya nimetlerinin
yayıldığı gibi, sizin önünüze de yayılarak, onların birbirlerine haset
ettikleri ve nefsaniyet güttükleri gibi, sizin de birbirlerinize
düşmeniz ve onların helâk oldukları gibi sizin de mahvolup
gitmenizdir.
Resûlullah efendimiz sahil tarafına bir
sefer düzenleyip, Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâhı, emîr tayin etti. Bu
sefere 300 Eshâb-ı kirâm katılmıştı. Hz. Câbir der ki:
Biz bu yola çıktık. Hz. Ebû Ubeyde
mücâhidlere, yanlarında ne kadar erzak varsa getirmelerini emretti.
Getirilen erzakı bir araya topladı ki, bu toplanan erzak, iki dağarcık
hurmadan ibâretti.
Ebû Ubeyde, bu hurmadan hergün azar
azar vererek bizi geçindiriyordu. Nihayet hurmalar tükenince,
yokluğunun acısını tattık.
Bize de
yediriniz!
Sonra deniz sahiline vardık. Bir de ne
görelim? Deniz sahilinde kocaman bir balık bulunuyordu. Bunu, deniz
sahile atmıştı. Ebû Ubeyde bize dedi ki:
- Bu deniz mahlûkunun etinden yiyiniz!
Biz de yedik. Medîneye dönüp, Resûlullah efendimizin yanına
geldiğimizde, bu vakayı arzettik. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
- Azîz mücâhidler, yiyiniz! Allahü
teâlâ onu denizden rızıklanmanız için çıkarmıştır. Yanınızda varsa
bize de yediriniz!
Ve getirilen etten yediler.
Rum Kayseri Herakliusun büyük
ordularını perişan eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin
Cerrâh hazretleri, zafer kazandığı her şehirde adamlarını bağırtarak,
Rumlara halîfe Hz. Ömerin emirlerini bildirirdi. Humus şehrini alınca
da buyurdu ki:
Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı
ile ve halîfemiz Ömerin emrine uyarak, bu şehri de aldık. Hepiniz
ticaretinizde, işinizde, ibâdetlerinizde serbestsiniz!
Sizi
koruyacağız!
Malınıza, canınıza, ırzınıza kimse
dokunmayacaktır! İslâmiyetin adâleti aynen size de tatbik edilecek,
her hakkınız gözetilecektir!
Dışardan gelen düşmana karşı,
Müslümanları koruduğumuz gibi, sizi de koruyacağız! Bu hizmetimize
karşılık olmak üzere, Müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşr aldığımız
gibi, sizden de, senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size
hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.
Humus Rumları, cizyelerini seve seve
getirip, Beytülmâl emîni Habîb bin Müslime teslim ettiler. Bu arada
Herakliusun, bütün memleketinden asker toplayarak, Antakyaya hücûma
hazırlandığı haberi alınınca, Humus şehrindeki askerlerin de,
Yermükteki kuvvetlere katılmasına karar verildi.
Cizyeleri
geri alın!
Bunun üzerine Ebû Ubeyde hazretleri,
şehirde memurların şöyle başırmalarını emretti:
Ey Hıristiyanlar! Size hizmet
etmeye, sizi korumaya söz vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye
almıştım. Şimdi ise, halîfenin emri üzerine, Heraklius ile gazâ edecek
olan kardeşlerime yardıma gidiyorum.
Size verdiğim sözde duramayacağım.
Bunun için hepiniz Beytülmâle gelip, cizyelerinizi geri alın!
İsimleriniz ve verdikleriniz, defterimizde yazılıdır.
Suriye şehirlerinin çoğunda da böyle
oldu. Hıristiyanlar Müslümanların bu adâletini, bu şefkatini görünce,
senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden ve
işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar.
Sevinçlerinden ağladılar. Çoğu da seve
seve Müslüman oldu. Kendi arzûları ile, Rum ordularına karşı İslâm
askerine câsusluk yaptılar. |