|
ELLI DOKUZUNCU BÖLÜM
DÜNYANIN KÖTÜLÜGÜ VE ONDAN SAKINDIRMAK
Ebu Ummet-ül Bahilî'nin (R.A.) rivayet ettigine
göre Salebe Ibni Hâtib Peygamber (S.A.V)'imize «Yâ
Rasülallah (S.A.V). Allah (C.C)'a duâ et de bana
mal versin» dedi.
Peygamber (S.A.V)'imiz onun bu arzusunu «Yâ
Salebe, sükrünü eda ettigin az mal, sükrünü
yerine getiremeyecegin çok maldan daha iyidir»
diye karsilik verdi.
Salebe yine de «Yâ Rasülellah (S.A.V), Allah
(C.C)'a duâ et de bana mal versin» diye israr
etti. Peygamber (S.A.V)'imiz ona «Yâ Salebe,
beni misâl almak istemez misin? Allah (C.C)'in
Rasûl'ü gibi olmak istemez misin? Nefsimi kudret
elinde tutan Allah (C.C)'a yemin ederek
söylüyorum ki, daglarin benim için altin ve
gümüs olmasini dilesem, olurlardi.» diye cevap
buyurdu.
Salabe bu sefer dedi ki. «Seni Hak dinle
peygamber gönderen Allah (C.C)'a yemin ederim
ki, bana mal versin diye Allah (C.C)'a duâ
edersen, her hak sahibine hakkini verecegim,
söyle söyle yapacagim.»
Bunun üzerine Peygamber (S.A.V)'imiz: «Allah
(C.C)'im, Salebe'ye mal nasibeylei diye duâ
etti. Salebe de koyun edindi.
Salebe'nin edindigi koyunlar böcek gibi üredi.
Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldigi için bir
vadiye tasindi. Bu yüzden sadece ögle ve
ikindiyi cemaatle kilip, diger vakitler
cemaatten geri kalmaya basladi. Bu arada sürü
üremesine devam ettigi için Salebe baska bir
yere tasinmak ihtiyacini duydu ve Cuma'dan baska
hiç bir namazi cemaatle kilmamaya basladi.
Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti.
Salebe de Cuma günleri kervanlarin yoluna
çikarak Medine'de olup bitenleri ögrenir oldu.
Bir gün Peygamber (S.A.V)'imiz «Salebe ne
yapiyor?» diye sordu. O'na «Yâ Rasûlallah
(S.A.V), sürü edinince Medine'ye sigmaz oldu»
diye baslayarak olup bitenleri bir bir
anlattilar. Peygamber (S.A.V)'imiz «Yazik
Salebe'ye, yazik Salebe'ye, yazik Salebe'ye»
diye buyurdu. Bu sirada:
«Onlarin mallarindan belirli bir sadaka al,
böylece onlari temizlemis ve nefislerini
arindirmis olursun. Onlar için duâ et, senin
duan onlari huzura kavusturur.» (Tevbe -
103)mealindeki âyet inerek zekât vermek farz
kilindi.
Peygamber (S.A.V)'imiz Cuheyne kabilesi ile Beni
Suleym kabilesinden iki kisiye yazili bir
emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi,
onlara «Salebe Bin Hatib ile Beni Süleym'den
falan adama verip zekâtlarini alin» diye emir
verdi. Adamlar yola çikip Salebe'ye vardilar.
Peygamber(S.A.V)´imizin emirnamesini okuyarak
kendisinden zekâtini vermesini istediler.
Salebe tahsildarlara: «Bu cizyeden baska bir sey
degil, bu cizyeden baska bir sey degil, bu
cizyenin kardesidir, gidin isiniz bitince bana
yine ugrayin» dedi. Bunun üzerine tahsildarlar
Suleymiye yöneldiler. Suleymî onlarin geldigini
duyunca develerin en semizini seçerek onu
zekâtlik olarak ayirdi ve tahsildarlari onunla
karsiladi. Tahsildarlar bunu görünce «En semiz
deveyi vermen gerekli degil, o yüzden bunu
senden almak istemiyoruz» dediler. Suleymî «Ne
münasebet alin onu, ben gönül hosnutlugu ile
veriyorum. Onu siz alasiniz diye ayirdim» dedi.
Tahsildar görevlendirdikleri diger zekârtlan
toplamayi bitirince geri dönerken Salebe'ye bir
daha ugradilar, zekâtini vermesini istediler.
Salebe bu sefer onlara «Yaninizdaki yaziyi
gösterin» dedi. Yaziya göz atarken yine «Bu
cizyenin kardesidir, siz gidin, ben ne
yapacagimi düsüneyim» dedi.
Tahsildarlar Peygamber (SAV)'imize döndüler. O
onlari görür görmez daha kendileri ile
konusmadan «Yaziklar olsun Salebe'ye» dedi ve
Suleymi'ye duâ etti. Tahsildarlar da Peygamber
(SAV)'imize gerek Salebe'nin ve gerekse Suleymî´nin
nasil davrandigini anlattilar. Bunun üzerine
Allah (C.C) Salebe hakkinda:
«Onlardan bir kismi «Eger Allah bize mal
bagislarsa mutlaka zekât verir ve mutlaka
salihlerden oluruz» diye söz verdiler. Fakat
Allah onlara mal bagislayinca onu cimrilik
ettiler, arka dönüp sözlerinden caydilar.
Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak
yalan söyledikleri için O'nun karsisina
çikacaklari güne kadar kalblerine nifak ekmek
suretiyle onlari cezalandirdi» mealindeki âyet
indi.» (Tevbe - 75 - 77)
Bu sirada Peygamber (SAV)`imizin yaninda bulunan
Salebenin bir akrabasi, inen âyeti duyunca
Salebe'ye vararak ona «Yâ Salebe, anan ölesi,
ulu Allah (C.C) senin hakkinda öyle söyle bir
âyet indirdi» dedi.
Bunun üzerine yol çikan Salebe. Peygamber
(S.A.V)`imize vararak zekâtini aimasini istedi.
Peygamber (S.A.V)´imiz kendisine «Allah (C.C),
bana senden zekât almayi yasakladi» diye cevap
verdi.
Peygamberimizin bu cevabi üzerine Salebe basina
toprak serperek dögünmeye koyuldu.
Peygamber (S.A.V)'imiz ona «Iste senin amelin,
verdigim emri yerine getirmedin» dedi. Peygamber
(S.A.V)'imiz verecegi zekâti almak istemeyince
Salebe evine döndü.
Peygamber (S.A.V)'imiz Âhirete göçünce Salebe,
zekât borcunu Hz. Ebû Bekr (RA)'e getirdi, fakat
Ebû Bekr (RA)`de onu geri çevirdi. Arkasindan Hz.
Ömer (RA)'e getirince o da kabul etmedi. Hz.
Osman (RA)'in halifelige geçisinden sonra da
Salebe öldü.
Cerir'in rivayet ettigine göre Leys der ki: «Adamin
biri Hz.Isa (a.s)'ya arkadas olur, ona «Senin
yaninda sana yoldas olabilir miyim» diye teklif
eder. Teklifinin kabul edilmesi üzerine yola
koyulurlar, bir nehrin kenarina varinca yemek
molosi için otururlar, yanlarinda üç çörek
vardir. Ikisini yerler, birisi kalir, bu arada
Hz.Isa (a.s) nehre varip su içmek üzere kalkar,
su içip dönünce üçüncü çöregi bulamaz. Adamaa «çöregi
kim aldi» diye sorar, adam «bilmiyorum» diye
cevap verir.
Yemekten sonra arkadasi ile birlikte yola
koyulur. Yolda iki yavrulu bir geyik görürler.
Hz.Isa (a.s) yavrulardan birini çagirir, yavru
Hz.Isa (a.s)'nin daveti üzerine yanina gelince
onu keser, etinin bir kismini kizartarak yerler.
Yemekten sonra Hz.Isa (a.s) geyik yavrusunun
kalintilarina «Allah (C.C)'in izni ile canlanip
kalk» der, yavru da derhal canlanip kalkarak
oradan uzaklasiverir.
Bu olay üzerine Hz.Isa (a.s) yoldasina, «Sana az
önceki mucizeyi gösteren Allah (C.C) için
soruyorum, çöregi kim aldi?» der. Adam yine
«bilmiyorum» diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir nehrin yanina varirlar. Hz.Isa
(a.s) adamin elinden tutarak su üstünde
yürürler, karsiya geçerler. Nehri asinca Hz.Isa
(a.s) «Az önceki mucizeyi sana gösteren Allah
(C.C) hakki için sana soruyorum, üçüncü çöregi
kim aldi» diye sorar, adam yine «bilmiyorum»
diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir çöle varirlar ve otururlar.
Hz.Isa (a.s) bir yere kum ve toprak yigar,
meydana gelen yigma Allah (C.C)'in izni ile «altin
ol» der, yigin da altin olur Hz.Isa (a.s) altin
yiginini üçe bölerek adama «üçte biri benim,
üçte biri senin, öbür üçte biri de çöregi alanin»
deyince adam «çöregi alan bendim» diye gerçegi
itiraf eder.
Bunun üzerine Hz.Isa (a.s) «Altinin hepsi senin
olsun» diyerek ondan ayrilir. Adam altinin
basinda dururken çölde yanina iki yolcu gelir.
Gelenler kendisini öidürüp altini olmak ister,
adam «Onu aramizda üçe bölüsürüz, simdi önce
biriniz sehre varip yiyecek bir sey alsin» diye
teklif eder. Adamin teklifi kabul edilerek
gelenlerden biri sehre gönderilir.
Sehre giden adam yolda giderken «Niye altini
onlar ile bölüseyim, alacagim yiyecege zehir
katar, onlari öldürürüm, böylece altinin hepsi
bena kalir» diye düsünür ve dedigi gibi yapmak
üzere sehirden aldigi yiyecege zehir katarak
döner.
Altinin yaninda kalanlar da «Niye ona altinin
üçte birini verelim, dönünce onu öldürür ve
altini ikimiz paylasiriz» diye Konusurlar. Adam
dönünce onu öldürürler, fakat yiyecegi yeyince
de kendileri ölür, böylece altin çöl ortasinda
ve her üçünün ölüsünün yambasinda sahipsiz kalir.
Bu sirada Hz.Isa (a.s)'nin yolu olay yerine
yeniden ugrar, durumu görünce yanindakilere «Iste
dünyâ budur, ondan sakinin» der.
Hikâyeye göre Zûlkarneyn, yolculuklarindan
birinde hiç biri dünya nimetlerinden
yararlanmayan bir kavim ile karsilasir. Adamlar
kendilerine birer mezar kazmislar, sabah olunca
herkes mezara girer, orayi süpürür ve orada
ibadete koyulur, acikinca da hayvanlar gibi
baklagil otu otlarlar, ayrica bir çok bitkileri
de kendilerine yasaklamislardir.
Zûlkarneyn, kavmin pâdisâhina haber göndererek
kendisi ile görümek istedigini bildirir,
pâdisâh elçiye «Ona cevap olarak bildir ki,
benim kendisinden bir istegim yok, eger
kendisinin bir arzusu varsa gelsin» der.
Zûlkarneyn «Dogru söylüyor» diyerek pâdisâhin
karsisina çikar ve «Bana gelesin diye sana elci
gönderdim, gelmeyince iste ben geldim» der.
Pâdisâh «Eger senden bir istedigim ölseydi,
gelirdim» der.
Zûlkarneyn der ki. «Niye hic bir kavimde
benzerini görmedigim bir takim seyleri sizde
görüyorum?» Pâdisâh «Gördügün acayiplik nedir?»
diye sorar. Zûlkarneyn «Dünyaliginiz ve hic bir
seyiniz yok, niye altin gümüs edinip istifade
etmiyorsunuz?» der. Pâdisâh «Biz altin ve
gümüsten nefret ederiz. Cünki insanin biraz
altin veya gümüsü olunca nefsi kabarir ve daha
fazlasini elde etmeye bakar.»
Zûlkarneyn «Peki, niye kendinize mezar
kazmissiniz, sabah olunca her biriniz mezarina
kosuyor, temizliyor ve orada, namaz kiliyor
der.» Padisah «Orasini gözönünde tutup dünya
bize amel asilamak isteyince böylelikle
nefsimizi firenlemek istedik» der.
Zûlkarneyn «Baklagil otlarindan baska bir
yiyeceginiz olmadigini görüyorum. Niye heyvan
edinip sütünü sagmiyor, onlari binek olarak
kullanmiyorsunuz» diye sorar. Padisah
«Midelerimizi canlilara mezar yapmak
istemiyoruz, bitkileri kendimize yeterli gördük,
insana az miktarda bir yiyecek kâfidir. Hangi
yiyecek olursa olsun, girtlaktan geçtikten sonra
bize göre hic bir tadi yoktur» der.
Bu sirada padisah elini Zûlkarneyn'in arkasina
dogru uzatarak bir kafa tasi alir ve «kimdir bu,
biliyor musun?» diye sorar. Zülkameyn «Hayir,
kimdir» der. Pâdisâh «Yeryüzünün
hükümdarlarindan biri, Allah (C.C) ona halk
üzerine saltanat vermis, o da zülüm, haksizlik
ve azginliga girmis. Allah (C.C) onu bu yolda
görünce canini alip basini gövdesinden ayirmis
da yere atilmis bir tas gibi olmus, ayrica
âhirette cezasini vermek üzere Allah (C.C) onun
islediklerini de bir bir kayda geçirmis» der.
Padisâh sonra eline bir baska çürük kafa tasi
alarak «Yâ Zûlkarneyn, kimdir bu, biliyor musun»
diye sorar. Zûlkarneyn «Hayir, bilmiyorum,
kimdir» der.
Pâdisâh «Bu da deminkinin arkasindan tahta gecen
hükümdarin kafa tasidir. Bu padisâh kendisinden
öncekinin halka yaptigi zulmü, zorbaligi ve
haksizlig görmüs. O yüzden Allah (C.C)'dan
korkup tevazu yolunu seçerek halkina karsi
adaleti emretmis, sonunda akibeti gördügün gibi
olmus. Allah (C.C) âhiretinde karsiligini vermek
üzere onun da amelini kayda geçirmis» diye cevap
verir.
«Arkasindan padisah Zûlkarneyn'in basini isaret
ederek «Bu kafa tasi da deminkiler gibi olacak,
ya Zûlkarneyn, davranislarina dikkat et» der.
Bunun üzerine pâdisâha; «Bana arkadas olur
musun? Seni Allah (C.C)'in bana bagisladigi
servette kardes, vezir ve ortak edinirim» diye
teklif eder. Padisah «Ben ve sen birerada
barinamayiz» der. Zûlkarneyn «Niye» diye sorar.
Pâdisâh «Çünki herkes sona düsman, bana dosttur»
der. Zûlkarneyn «niye» diye sorar. Pâdisâh «cünki
elindeki mevkii, mal ve dünyalik ugruna sana
herkes dis biler. Bana bu hususta da düsman olan
birinin oldugunu sanmiyorum, cünki ben bunlari
terketmisim, hic bir seyin ne yoksullugunu ve ne
de azligini duyuyorum» diye cevap verdi.
Sairin su sözleri ne kadar güzeldir!
«Ey dünya ve onun zineti ile oyalanan.
Ve gözlerini kirpmadan dünya nazlarina dalan
kimse.
Huzuruna vannca Allah (C.C)'a ne diyeceksin?»
Diger bir sâir de söyle der:
«Câhillerin yükselisi ve faziletlilerin arkada
kalisi yüzünden dünyaya sitem ettim.
Bana «mazeretimi dinle» dedi.
«Câhiller öz çocuklarim olduklari için onlari
yükselttim»
«Takva ehli ise diger kumamin çocuklaridir.»
Sair Mahmud-ül Bahilî der ki:
Hey gidi hey, dünya insan içinde herhalde bir
imtihan vesilesidir.
Ister gelsin, ister gitsin.
Eger gelirse sen de devamli sükürü karsila
Giderse sabret ve tahammüllü ol. |