|
KIRK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ÖLÜMÜN SIDDETININ SEYÂNI
Hasan-ül Basrî'nin (R.A.) bildirdigine göre
Peygamber'imiz (S.A.S.) ölümü,
"Onun sikinti ve acisini anlatirken «onun yol
açtigi aci üçyüz kiliç darbesininkine bedeldir".
buyurdu.
Peygamber'imize (S.A.S.) bir gün ölüm acisi
hakkinda sormuslar, O da buyurmus ki:
"En kolay ölüm; yünlü kumasa batmis dikene
benzer. Yünlü kumasa batmis diken, yaninda yün
lifleri söküp almadan çikar mi?"
Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) bir gün agir bir
hastayi ziyaret ederken buyurur ki:
«— Ben bunun ne çektigini biliyorum. Tek tek
bütün damarlari ayni anda ölüm sancisi
içindedir.»
Hz. Ali (K.V.) mücâhidleri savasa tesvik ederken
öer ki; «Eger öldürmezseniz, ölürsünüz. Nefsimi
kudret elinde tutan Allah (C.C)'a yemin ederek
söylüyorum ki: "Bin kiliç darbesi indirmek, bana
göre yatakta ölmekten daha kolaydir."
Evzci (R.A.) der ki. «Duydugumuza göre ölü
tekrar dirilip mezarindan dogrüluncaya kadar,
ölüm acisi çekmeye devam eder.»
Seddat Ibni Evs (R.A.) der ki; «Mü'min için
dünya ve âhiretin en korkunç olayi ölümdür. Onun
acisi, testere ile biçilmekten, makas ile
dogranmaktan ve kazanda kaynamaktan daha
siddetlidir. Eger ölü diriltilerek yasayanlara
basindan geçenleri anlatsa, dünyalilar ne yiyip
içip eglenebilir ve ne de uykudan tad
alabilirdi.»
Zeyt Ibni Eslem'den, o da babasindan naklen
rivayet olunur ki:«Mü'min dünyadaki ameli ile
ulasabilecegi derecelerden birisine ulasamamissa
kendisine siddetli ölüm acisi çektirilir de
ölümün sarsinti ve acisi sayesinde cennetteki
derecesini elde eder.
Kâfirin de karsiligi verilmemis bir iyiligi
varsa cani kolay alinir da iyiliginin sevabini
tüketerek cehenneme gönderilir.»
Bir çok agir hastalara ölmek üzere iken neler
hissettiklerini sormayi aliskanlik haline
getiren bir ma'rifet ehline komada iken:
«Sen ölümü nasil buluyorsun?» diye sorarlar.
Cevabi söyle olur: "sanki gökler yere
kapaklanmis ve sanki canim ignenin deliginden
çikiyor."
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Ani ölüm, mümin için rahata kavusma ve agir
günahkâr için de hayiflanma vesilesidir.»
Mekhul'den rivayet olunduguna göre:
Peygamber'imiz {S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Ölünün bir tek kili gök ve yer halki arasina
düsse hepsi, Allah (C.C)'in izni ile, ölürdü.
Çünki ölünün her kilinda ayri bir ölüm vardir,
ölümün degdigi her canli da ölür.»
Rivayet edildigine göre: "ölüm acisinin bir
damlasi yeryüzü daglarina düsse hepsi erirdi."
Rivayet edildigine göre Hz. Ibrahim (A.S.)
ölünce ulu Allah (C.C) ona: «Ey dostum, ölümü
nasil buldun?» diye sordu. Hz. Ibrahim (A.S.) de
«Yas yüne batirilmis geri çekilen sis gibi» diye
cevap verdi. Bunun üzerine Allah (C.C.) ona:
«Üstelik biz onu senin için kolaylastirdik.»
buyurdu.
Yine rivayet edildigine göre ruhunu Allah (C.C)
teslim ettigi zaman Rabbi Hz. Musa'ya (A.S.) «Yâ
Musa, ölümü nasil buldun?» diye sorar. Musa de
su cevabi verir: «Kizartilmak üzere canli canli
tavaya konmus ne ölüp huzura kavusan ve ne de
uçup kurtulabilen bir serce gibi hissettim.»
Baska bir rivayete göre de «Kendimi kasabin eli
altinda canli canli yüzülen bir koyun gibi
hissettim» diye cevap verir.
Rivayet edildigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.)
ölmek üzere iken sonra alnini silerek
«Allah'im! Ölüm krizini benim için kolay kil»
diye dua ederdi.
Hz. Fâtima {R. Anha) bu arada «Âh babacigim, aci
çekiyor» diye aglamaya baslayinca Peygamber
(S.A.V)'imiz ona:
«bu günden sonra babana aci yok» diyerek teselli
etmisti.
Hz. Ömer (R.A.) bir gün Kâ'b-üî Ahbar'a (R.
Anhuma) «Bize ölümden bahset» dedi. Kâb da
«Peki, yâ emirelmüminin. ölüm çok dikenli bir
agaç dali gibidir, bu dal insanin karin
bosluguna sokulmus, her diken bir damara
takilmis. Arkasindan güçlü - kuvvetli bir adam
bu dali geri çekmis, böylece dal aldigini almis,
biraktigini birakmis dedi.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Mü'min kul, ölümün sikinti ve krizine karsi
çare bulur. Onun eklemleri «Selâm sana. Kiyamet
Günü yeniden bulusmak üzere birbirimizden
ayriliyoruz» diye birbirleri ile selâmlasirlar.»
Buraya kadar Aliâh dostlari ve O'nun yakinligin]
kazananlar hesabina ölüm krizinin ve acisinin
keyfiyetini anlatmaya çelistik. Ölüm onlar için
bile böyle olunca bizim gibi günahkârlarin hali
acaba nice olur? Ölüm krizi ile birlikte pespese
baska felâketler ile de yüzyüze gelinir. Ölüme
eslik eden baslica felaketler üçtür:
Birincisi, yukardan beri anlattigimiz gibi
siddetli can çekismedir.
Ikincisi, ölüm melegini (Azrail (A.S)'i) apaçik
görmek ve bu görmenin kalbe salacagi korku ve
ürpertidir. Ölüm melegini günahkâr bir insanin
ruhunu alirken büründügü kilik içinde, en
dayanikli kimseler bile görse buna tahammül
edemez.
Rivayet edildigine göre Hz. Ibrahim (A.S) bir
gün Azrail (A.S)'e «Günahkâr insanin canini
alirken büründügün kiligi bana gösterebilir
misin?» diye sorar.
Azrail (A.S.) ona «Bunu görmeye dayanamazsin»
diye cevap verir.
Hz. Ibrahim (A.S.), «Dayanirim, sen göster» diye
israr edince Azrail (A.S) ona «8asini çevir»
der.
Bir müddet arkasini döndükten sonra tekrar
yüzünü dönünce Hz. Ibrahim (A.S.), kapkara
yüzlü, saclari diken diken, kötü kokulu,
siyahlara bürünmüs, agzindan ve burun
deliklerinden ates ve duman çikan bir adam ile
karsilasarak yere baygin düser.
Ayilinca Azrail (A.S.), ilk kiligina dönmüstür.
Hz. Ibrahim (A.S.) ona der ki. «Ey ölüm melegi,
günahkâr insan ölüm ansnda senin bu kiligin ile
yüzyüze gelmekten baska bir felâket ile
karsilasmasaydi, bu ona yeterdi» der.
Ebû Hureyre'nin (R.A.) rivayet ettigine göre
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Hz. Dâvûd (A.S.) esine karsi kiskanç bir erkek
oldugu için kendisi evden çikarken karisinin
üzerine kapiyi kilitlerdi. Bir gün kapiyi
kilitleyip gittikten sonra karisi basini
kaldirinca yabanci biri ile yüzyüze gelir. Bunun
üzerine kadIn hizmetçilere; «Bu adami kim içeri
aldi, eger Dâvud gelirse ondan çekecegi var»
der. Bu arada Hz.Dâvud (A.S) çikagelir,
yabanciyi görür, ona «Sen kimsin?» diye sorar.
Yabanci da ona «ben kirallardan korkmayan ve
onlarin koydugu perdelerle yolu engellenmeyen
bir kimseyim» diye cevap verir. Bu cevabi alan
Hz. Dâvud (A.S) «Vallahi, o halde sen ölüm
melegisin» diyerek oldugu yere yigilip kalir.»
Rivayet edildigine göre Hz. Isâ (A.S.) bir gün
yolda yürürken bir kafatasina rastlar, oyagi ile
ona vurarak «Allah (C.C)'in izni ile konus» der.
Bunun üzerine dile gelen kafatasi söyle konusur.
«Yâ Rûhullah! Ben falan zamanda kraldim. Bir gün
basimda tacim, çevremde muhafizlarim ve devlet
adamlarim bulundugu halde tahtimda oturuyorken
ansizin karsima ölüm melegi çikti.
Böylece bütün canli uzuvlarim üzerimden
ayrilarak canimla birlikte ona gitti. Keski
bütün o kalabalik çevrem olmasaydi, keski o
kadar hareketli münasebetler içinde degil de
yalniz basima yasasaydim.»
«— iste âsilerin basina gelen musibet budur. Bu
musibet itaatkârlarin basina gelmeyecektir.»
Peygamberler ölüm melegini görenin içine düstügü
dehseti degil, sadece ölüm krizini
anlatmislardir. Oysa ki, insan ölüm melegini
rüyasinda görse ölünceye kadar yemeden içmeden
kesilir, ölüm aninde ve o korkunçlukta görmenin
dehsetini var hesap et.
Allah (C.C)'a kulluk görevine bagli kalanlar ise
ölüm melegini en güzel ve alimli görüntüsü ile
görürler.
Ikrime'nin Ibni Abbas'dan (R. Anhuma) rivayet
ettigine göre Hz. Ibrahim (A.S) kiskanç bir zat
idi. Evinde müstakil bir ibadet odasi vardi.
Çikarken bu odanin kapisini kilitlerdi. Bir gün
içeri girince odanin ortasinda bir yabanci ile
karsilasir. Yabanciya «seni evine kim aldi?»
diye sorar.
Yabanci «Sahibi içeri aldi» diye cevap verir. Hz.
Ibrahim (A.S), «sahibi benim» der.
Yabanci «Senden de benden de daha önce evin
mülkiyetini elinde tutan beni içeri aldi» diye
karsilik verir. Bunun üzerine Hz Ibrahim (A.S)
ona, «Bana mü'minlerin ruhlarini alirken
büründügün kiligin ile görünür müsün» diye rica
eder. Ölüm melegi «Peki. o zaman arkani dön»
der.
Hz. Ibrahim (A.S) de arkasini döner. Bir müddet
sonra yüzünü dönünce bir gene ile karsilasir. Hz.
Ibrahim (A.S) hadiseyi naklederken yüzyüze
geldigi delikanlinin yüz güzelligini,
elbisesinin alimliligini ve güzel kokusunu
zikretmisti. Gördükleri karsisinda ölüm melegine
«mü'min ölüm aninda sadece senin yüzünle
karsilassa bu mükâfat ona yeterdi.» der.
öiüm sirasinda karsi karsiya gelinecek bir diger
gelisme de iki muhafiz melegini görmektir. Bu
konuda Süeyb (R.A.) der ki:
«Duydugumuza göre hic bir kimse emellerini yazan
iki muhafiz melegini görmeden can vermez. Eger
adam kulluk görevine bagli kalmss biri ise
melekler ona «Allah (C.C) bizden yana sana hayir
versin. Sizi nice iyi mecliste otururtun ve nice
iyi amelin islenisine sahit eyledin» derler.
Eger adam günahkâr biri ise ona «Allah (C.C)
bizden yana sana kötülük versin. Bizi nice kötü
yerlerde oturmek zorunda biraktin, nice kötü
isleri ister istemez görmemize sebep oldun ve
nice kötü sözü duymamiza yol açtin. Bu yüzden
Allah (C.C) hayrini vermesin» derler.
Iste bu anda ölmek üzere olan kimsenin gözieri
sirf o meleklere dikilir ve artik bir daha
dünyayi göremez.
Ölüm aninda karsilasilan felâketlerin üçüncüsü
ise yunahkârlarin cehennemaeki yerierini
görmeleri ve bu görmeden önce korkmalarudur.
Çünkü onlarin ölüm krizi esnasinda butun
enerjileri bosalmis ve kendileri canlarinin
çikisina boyun egmislerdir.
Fakat insanlar ölüm meleginin yüksek sesli
bildirisini duymadikça ölmezler. Olüm meleginin
bu bildirisi «Ya, ey Allah (C.C)'in düsmani,
cehennem sana müjdeler olsun» ve «Ey Allah
(C.C)'in dostu, cennet sana müjdeler olsun»
seklindedir.
Iste derin akil sahiplerinin ölüm korkusu bu
sebeplere dayanir.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Hiç biriniz akibetini ögrenmedikçe. Cennet
veya cehennemdeki yerini görmedikçe dünyadan
ayrilmaz.» |