|
OTUZALTINC1 BÖLÜM:
SÛR'A ÜFÜRMEK, ÜRKMEK VE MEZARLARDAN KALKMAK
Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Nasil rahat olayim ki. Sûr sahibi (Hz. Israfil
(A.S)) boruyu agzina almis, cepheye dönmüs ve
kulagini dikmis, ne zaman üfleme emri gelecegini
beklemektedir.»
Mukatil'e {r.a) göre «Sûr» bir boynuzdur. Hz.
Israfil (A.S) agzini boru seklindeki bu boynuzun
üzerine koymustur. Boynuzun basinin çevresi
yerle gök arasi genisligindedir. Israfil (A.S),
gözünü Ars'a dikmis ne zaman ona ilk üfleme emri
gelecegini beklemektedir.
Israfil (A.S) ilk defa Sûr'a üfleyince yerde ve
göklerde bulunan her canli yere baygin düser.
Yani Allah (CC)'in canli kalmalarini diledikleri
disinda bütün canlilar, siddetli korku yüzünden
oluverirler. Canli kalacak olanlar Cebrail
(A.S), Azrail (A.S), Mikâil (A.S) ve Israfil
(A.S)'dir. (Allah'in selâmi üzerlerine olsun.)
Bundan sonra Azrail (A.S), alacagi emir uyarinca
sirasiyle Cebrail (A.S), Mikâil (A.S)ve Israfil
(A.S)'in canini alir, en sonunda yine emir
uyarinca kendisi ölür. Ilk sûr üflemesinin
arkasindan ölen bütün canlilar, kirk yil öylece
berzahta kalirlar. Kirk yil sonra Allah (C.C)
Israfil (A.S)'i dirilterek ona Sûr'a ikinci
sefer üflemesini emreder.
Bu durumu Kur'ân`I Kerim söyle bildirir:
Sonra ona (Sûr´a) bîr defa daha üflenir, o zaman
onlarin (canlilarin) hepsi ayaküstü dikilmis
bekler durumdadir.»
(Zümer Sûre-i Celilesi. 68)
Peygamber'imiz (S A S.) ayni bahisde söyle
buyuruyor:
«— Bana peygamberlik verildigi zaman Sûr'un
sahibi geldi, Sür'u agzina aldi bir adimini öne,
öbür adimini geriye dogru açti, her an ne zaman
üfleme emri alacagini bekliyor, aman sûr'u
üflemeden çekininiz.»
Simdi kabirlerden dogrulurken ilk bayginligin
korkusunu hâlâ üzerlerinden atamamis olan ve
haklarinda verilecek olan hükmün iyimi kötü mü
oldugunun endisesine kapilan canlilarin
zavalliligini, hayal kirikligini ve
çaresizligini düsün.
Sen de aralarinda olsan onlar gibi gönül
kirikligma ugrar, onlar gibi hayrette kalirsin.
Hattâ yeryüzünün varliklarindan ve ileri
gelenlerinden biri de olsan, ayni baskalari gibi
saskinlik ve hayal kirikligi içinde olacaksin,
yeryüzünün kirallari o gün herkesten daha
zavalli, daha cüce ve daha önemsiz olacak, tohum
tanesi gibi kalabaligin ayaklari altinda
ezileceklerdir.
O sirada bütün vahsî hayvanlar, baslari öne egik
olarak, daha önce mahlûkattan kaçtiklari halde
bu defa onlarin arasina karisarak ve hic bir
günaha bulasik olmadiklari halde yeniden dirilis
emrine boyun egerek daglardan ve çöllerden
Mahser'e dogru yönelirler.
Sûr üfürügünün ürküntüsünün dogurdugu
bayginligin siddeti onlari da Mahser'e
sürükleyerek daha önce insanlardan kaçtiklarini
ve canlilardan ürktüklerini onlara unutturur.
Nitekim ulu Allah (C.C.) bu hususta söyle
buyuruyor:
«— Vahsî hayvanlar diriltilip biraraya
toplandigi zaman»
(Tekvir Süre-i Celilesi. 5)
Sonra manzaranin dehseti karsisinda ürpererek
durumun farkina varacak olan inatçi kâfir ile
seytanlar. Allah (CC)'in su âyetini dogru
Cikarmak üzere, belirirler.
"Rabb'în hakki için biz onlari seytanlar ile
birlikte toplayacak ve cehennemin çevresinde
dizüstü çökmüs halde bekletecegiz."
(Meryem Sûre-i Celilesl, 68}
O zaman gerek kendi halini ve gerekse kalbinin
oradaki halini düsün. Daha sonra bütün
diriltilen canlilar cirilciplak, yalin ayak ve
basi kabak olarak Mahser yerine nasil
sevkedilirler. Bir bak da Mahser yeri dümdüz,
bembeyaz, engebesiz.ve apaçik bir yerdir.
Üzerinde ne arkasina saklanacak bir tümsek ve ne
de içine girip saklanacak bir çukur var.
Birinci sefer Sûr'a üflendikten sonraki ikinci
Sûr üflemesi ile bütün canli türlerini,
aralarindaki bütün farkliliklara ragmen biraraya
getirip Mahser yerine sevkeden Allah (CC),
noksan sifatlardan ne kadar uzaktir! Bu manzara
karsisinda bütün kalblerin ürkerek çarpmasi ve
bütün gözlerin korkudan faltasi gibi açilmasi
gAyet tAbiidir.
Nitekim Peygamber'i-miz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Kiyamet Günü bütün insanlar, bitki, örtüsüz,
siginak ve isaretsiz, dümdüz ve bembeyaz bir
alanda toplanirlar.»
Zaten bu alani yeryüzü alanlari gibi sanma,
aralarinda sadece isim ortakligi var.
Nitekim ulu Allah (CC.) söyle buyuruyor:
«— Yerin ve göklerin olduklarindan baska bîr
duruma çevrildikleri o gün onlar (insanlar) tek
ve hükmünde ortaksiz olan Allah'in huzuruna
dikilirler.»
(Ibrahim Sûre-i Celilesî. 48)
Ibni Abbas (R.A.) der ki: «Bu degisiktik söyle
gerçeklesir:
Yeryüzünün bazi yerleri kirpilir, bazi yerlerine
eklemeler yapilir. Agaçlari, dallari, vadileri
ve bunlara benzer engebeleri ortadan kalkarak
tabaklanmis deri yüzeyine kan damlamamis
bembeyaz bir yumurta kabugu ve üzerinde hiç bir
günah islenmemis bir alan olarak yayilir.
Göklerin de günesi, ayi ve yildizlari ortadan
kalkar.»
Ey zavalli insan, bu günün dehset ve
fevkalâdeligine dikkat et. Bütün canlilar bu
alanda toplandigi zaman gökteki yildizlar kayip,
baslarina düser, günes ve ay kararir, bu arada
bütün isik kaynaklari sönecegi için yeryüzü koyu
bir karanliga gömülür.
Insanlar bu durumda iken diger taraftan gökyüzü
meleklerin kimi eteklerinde ve kimi de dorugunda
dururken bes yüz yil boyunca tepelerinde dönerek
bütün katilik ve kalinligina ragmen paramparça
olur.
Kimbilir, gök yüzü parçalanirken kulaklarina ne
korkunç bir ses gelir. Gök o kadar iri ve sert
gök cisimlerinin paramparça olarak bosluga
düsmeleri ve yer yer sararmis sivi gümüs halinde
akip inmesi, göklerin sivi bir maden haritasina,
daglarin hallaç pamuguna dönüsmesi, insanlarin
pervaneler gibi öteye beriye serpilmesi ve
hepsinin yalin ayak çiripciplak yürümesi
kimbilir, ne korkunçtur!
Peygamber'imiz (S.A.S) buyuruyor ki:
"insanlar yalinayak, çirilçiplak, sünnetsiz
olarak ve kulak memelerine kadar tere batmis
olarak yeniden dîrilip biraraya getirilir.»
8u hadisi rivayet eden Peygamber (S.A.S.)´imizin
esi Hz. Sevda (RA) söyle diyor:
"Bu sözleri isitince Peygamber (S.A.S.)´imize:
"ne çirkin sey!» Birbirimizin her tarafini
görecegiz" dedim. Bana su cevabi verdi, "O gün
herkesin kendi derdi, onlari birbirine bakmaktan
alakoyar. Herkes baska sey ile ilgilene meyecek
derecede kendi basinin derdine düser."
Ne dehsetli bir gün ki, herkesin edep yeri
açikta oldugu halde kimse kimseye basini çevirip
bakmaz. Nasil baksin ki, insanlarin bir kismi
karin üstü ve yüz üstü sürünmekten takat bulup
baskasina dönüp bakamaz bile!
Sahâbilerden Ebû Hureyre (R.A.) der ki: Bir gün
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyurdu:
: «Kiyamet Günü insanlar üç gurup halinde Mahser
yerine toplantiya gider. Binekliler, yayalar ve
yüzüstü sürünenler.»
Aramizdan biri «Yâ Rasülallah: üçüncü gurup
yüzüstü sürüne sürüne nasil yol alabilecek?»
diye sordu, Peygamber'imiz ona: «O kimseleri
ayaklari ile yürüten Allah (CC) yüzüstü
süründürerek yol almalarini saglamaya da
muktedirdir.»
Gözleri te görmedigi, aliskanlik haline
getirmedigi seyi inkâr etmek insanin degismez
huyudur. Eger insanoglu, yilanin karin üstü
sürünerek simsek hizi ile yol aldigini gözleri
ile görmese, ayaksiz yol almayi tasavvur etmeye
bile yanasmazdi.
Aslinda ayak üstü yürümeyi görmeyen bir kimse
için o da olacak bir sey degildir. Buna göre
dünya ölçülerine uymuyor diye Kiyamet Günü
hakkinda bildirilen sasirtici gelismelerden her
hangi birini inkâr etmekten sakinmalisin. Çünki
eger sen daha önce gözlerin ile görmemis
olsaydin, sana sunulacak olan bir takim
sasirtici dünya gelismelerini de siddet ile
inkâr ederdin.
O halde kendini çirilçiplak, perisan, zavalli,
saskin, apisip kalmis bir durumda hakkinda
verilecek hükmün iyi mi, fena mi oldugunu
beklerken ayak üstü dikilmis olarak gözlerinin
önüne getir, kafanda kendini böyle canlandir ve
bu manzarayi hic bir zaman hafizandan silme,
cünki durum, her türlü tarifin üstünde kalan bir
önem tasimaktadir.
Sonra tasavvur etmeye devam ederek su gerçekleri
de gözlerinin önüne getir:
Insan, melek, cin, seytan, vahsi ve yirtici
hayvan, kus olsun, yerlerin ve göklerin bütün
canlilari toplanip biraraya yigiliyor. Biline
gelen hafifligi giderilmis ve isisi kat kat
yükseltilmis olan günes, canli yiginin neredeyse
tepesine degecek sekilde yakinina indiriliyor.
Ars'in gölgesinden baska hiç bir gölge kalmiyor
ve bu gölgenin altina beiirli ibadetleri
isleyerek Allah (CC)'a yakin olma serefini
kazananlardan baskasi alinmiyor.
Ars'in gölgesi altina alinanlar ile disarida
kalanlar arasindaki fark, korkunç günes isisi
altinda hoslananlarin baygin hali ve yüzlerinden
okunacak olan izdiraplannin siddeti ile derhal
farkediliyor.
Bunlar yaninda o günkü canlilar kalabaligini
tasavvur et. Bir yandan tarife sigmaz kalabalik
yüzünden, öteyandan kimi yürürken kimi
süründügünden ötürü her canli birbirini itip
kakiyor. Bütün bu sikintilara bir de Allah (CC)'in
huzuruna dikilince içine düsülecek perisanlik ve
rezilligin doguracagi korku ve utanç ve
mahcubiyet ekleniyor.
Günes alevi, nefeslerin yalazi, utanç ve
endisenin harareti ile yükselen kalb atesi bir
oraya geliyor. Teker teker her kil dibinden
bosanip yere akarak denizlesen ter deryasi canli
vücüdlar boyunca yükseliyor. Her canli Allah (CC)
katindaki derecesine göre kimi diz kapaklarina
kimi bellerine, kimi kulak memelerine ve kimi de
nerdeyse içinde kaybolacak derecede bu ter
deryasina batiyor.
Ibni Ömer'den (R.A.) rivayet edildigine göre
Peygamber (S.A.V)'imiz buyuruyor ki:
«— Kiyamet Günü insanlar Allah (CC)'in huzuruna
dikilince yan kulak hizasina kadar tere batar.»
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber'imiz
(S.A.S) söyle buyuruyor:
«— Kiyamet Günü insanlar, öylesine terler ki,
terleri bir yandan yetmis kulaç yerin dibine
sizarken bir yandan da kulak hizalarina
yükselecek kadar herkesi içine alir.»
Baska bir hadiste Peygamber'imiz (S.A.S.)
buyuruyor ki:
"Insanlar. Kiyamet Günü kirk yil gözlerini
semaya dikmis olarak ayakta dururlar ve
çektikleri sikintidan dolayi içinde gömilesîye
ter akitirlar."
Ukbe-Bin Amir'in rivayetine göre Peygamber'imiz
(S.A.S.) söyle buyurmustur:
"Kiyamet Günü günes yere öyle yaklasir ve
insanlar öyle terler ki, kiminin teri topuguna,
kimininki ayak bilegine, kimininki dizlerine,
kimininki kalçasina, kimininki bögrüne,
kimininki agzina varacaktir."
Peygamber'imiz böyle derken eti ile agzina gem
vurdu, kimisi de terine tamamen gömülür (bu
sirada da eli ile söyle basina vurdu.)»
Ey zavalli insan. Mahser yerinde toplanacak
olanlarin karsilasacaklari sikintilari ve
dökecekleri terleri düsün. Bu agir sikintilara
dayanamayanlarin bir kismi Allah (CC)'a
seslenerek «yâ Rabb'i, cehenneme göndecek bile
olsa beni bu sikinti ve bekleme azabindan
kurtar.» diye yalvarirlar.
Bütün bunlar, henüz hesapaasmaya çekilmeden ve
azaba çarpilmadan çekilecek olan sikintilardir.
Sen de bu sikintilar ile yüzyüze geleceklerden
birisin. Terinin nerene kadar çikacagini
simdiden bilmiyorsun.
Bilmezsin malûmun olsun ki. Hacc, cihad, oruç,
namaz, müslümanlarin sikintisini gidermeye
kosmak, iyiligi emrederek kötülükten alakoymak
ugruna yorulmak gibi Allâh (CC) yolunda
gayretler vererek dökülmeyen terler. Kiyamet
alaninda korku ve utançtan dökülecek ve orada
daha uzun müDdet sikintiya katlanmaya yol
acacaktir.
Insanoglu cehalet ile aldanmadan kurtulsa,
ibadet ugruna sikinti çekerek terlemenin
doguracagi yorgunlugun, Kiyamet Günü çekilecek
sikintilarla bekleme azabinin yol açacagi
terlemenin yorgunlugundan hem daha kisa ve hem
de daha kolay oldugunu anlamakta güçlük çekmez.
Çünki o gün hem pek çetin ve hem de çok uzundur!
|