|
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
EMANET
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve daglara
arzettik. Onlar onu yüklenmeye yanasmadilar,
ondan ürktüler" (Ahzab - 72)
Âyet-i kerimedeki «emanet» in mânasi,
karsiliginda sevap yahut ceza tahakkuk eden
ibadet ve farzlardir.
Kurtubî'ye göre «emanet» bütün dini görevlerini
içine alir, âlimlerin çogunlugunun görüsü ve
sahih fetva bu sekildedir. Fakat ayrintilarda
cesitli görüsler vardir.
Ibni Mes'ud'a göre âyet-i kerime, mal güvenligi
ile ilgilidir, emanetler ve benzeri gibi.
Yine ona isnad edilen baska bir görüse göre
âyette bütün farzlar kasdedilmekle birlikte
özellikle mal güvenligi sözkonusudur.
Ebu Derda: «cünüblükten arinmak emanettir» der.
Ibni Ömer: «insan vücudunda Allah (C.C)'in ilk
yarattigi organ cinsiyet uzvudur. Sanki Allah
(C.C) kuluna «bu uzuv, senin uhdene tevdi
edilmis bir emanettir, onu mutlaka yerinde
kullan, onu korudugun müddetçe ben de seni
korurum» demistlr. Buna göre cinsiyet uzvu bir
emanettir, söz gibi emanettir, kulaklar birer
emanettir, dil bir emanettir, karin, eller ve
ayaklar birer emanettir. Emaneti korumayanin
imani yoktur.
Hasan der ki: «emanet göklere, yere ve daglara
arzedildi. bunlarin hepsi içindekileri beraber
titrediler. Çünkü Allah (C.C) onlara teker teker
«eger emaneti iyi kullanirsan seni
mükâfatlandiririm, eger kötüye kullanirsan
cezalandiririm» diye buyurdu. Bunun için her
biri «hayir» cevabini verdi.
Mucahid (rehimehullahu) der ki. «Allah (C.C) Hz.
Adem (A.S)'i yarattigi zaman emaneti ona da ayni
sartlarla teklif etti. Adem (A.S) «onu
yükleniyorum» dedi.
Hiç süphesiz Allah (C.C) emaneti göklere, yere
ve daglara mecbur tutarak degil, onlari gönüllü
birakarak arzetmistir. Yoksa eger onu onlara,
mecbur tutarak teklif etmis olsaydi, onlar da
onu üzerlerine almaktan kaçinmazlardi.
Kaffal ve onun görüsünde olanlara göre âyetteki
«arzetme, teklif etme» ifadesi sembolik
(temsilî) dir. Yani gökyüzü, yer ve daglar,
bütün iriliklerine ragmen, eger emaneti
yüklenmeye elverisli olsalardi, karsiligi olan
mükâfat ve azabin önemi yüzünden, seriati
omuzlamak bunlara agir gelirdi. Demektir ki,
seriati yüklenmek, göklerin, yeryüzünün ve
daglarin kaçinmasini hakli çikaracak kader dev
bir istir.
Bununla birlikte ulu Allah (C.C)'in «insan onu
yüklendi» diye belirttigi üzere, insanoglu bu
yükün altina girmistir. Yani Hz. Adem (A.S)
tohum âleminde zûrriyeti belinden çikarken ve
onlardan Allah (C.C)'i taniyacaklarina dair söz
alinirken kendisine arzedilen emanetin
sorumlulugunu benimsemistir.
Ulu Allah (C.C) âyet-i kerimenin devaminda, «hiç
süphesiz o, (yani insan) çok zalim ve pek
cahildir» buyuruyor. Demektir ki, o, bu yükü
yüklenirken nefsine agir sekilde zulmetmistir,
ayrica yüklendigi sorumlulugun ogirligi
hususunda pek cahildir veya Allah (C.C)'in
emirlerinin ne oldugunu bilmemektedir.
Ibni Abbas'dan (R.A.) rivayet edildigine göre
söyle buyuruyor:
Emanet. Hz. Adem (A.S)'e arzedildi. «bunu
içindekilerle birlikte al. eger itaat edersen
seni affederim. Eger emrimi kirarsan seni azaba
carptiririm» denildi.
Hz. Adem (A.S) «peki, onu içindekilerle birlikte
kabul ediyorum» diye cevcp verdi. Fakat o günün
ikindisi ite aksami arasindaki kadar bir zaman
henüz geçmisti ki. Hz. Adem (A.S) yasak agacin
meyvasini yedi. Ne var ki. Allah (C.C) hemen
rahmetini arkasindan yetistirdi de kusuruna
karsilik tevbe ederek yine dogru yola döndü.
«Emanet» kelime olarak «iman» kelimesi ile ayni
köktendir. Buna göre Allah (C.C)'in emanetini
koruyan kimsenin Allah (C.C) da imanini korur.
Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyurur:
"Emanete karsi titizlik göstermeyenlerin imani
yoktur. Sözünde durmayanin dini de yoktur.
Bu konuda bir sair söyle der:
Korkarak hiyanete razi olanin boynu devrilsin!
O yüzden emaneti korumaya yan çizenin
Dini ve insanligi bir yana birakarak basini alip
gitmistir.
Yasadikça basina gelecek belâlar birbirini takip
edecektir.
Diger bir sair de söyle der:
Hiyanete boyun egmegi huy edinen kimse
Pek kisa zartanda siranin kendisine gelmesine
lâyiktir.
Zilletler durmadan elemlerini yagdirirlar
Zimmetine hiyanet edenler ile sözünü
tutmayanlara.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Mü'min hiyanet ve yalan ile ilgisi olmayan her
huyu edinebilir.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ümmetim, emaneti ganimet ve sadakayi angarya
saymadikça iyi yoldadir"
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Emaneti güvendigin kimseye teslim et, sana
hainlik edene sen de karsilik verme.»
Buharî ile Müslim'de Ebu Hureyre'den (R.A.)
rivayet edilerek nakledildigine göre
Peygamber'imiz (S.A.S.) söyîe buyuruyor:
"Münafigin alâmeti üçtür: Konustugu zaman yalan
söyler, verdigi sözü tutmaz, uhdesine verilen
emanete hiyanet eder.»
Demektir ki, münafik bir kimseye birisi güvenip
bir sir verse hemen hiyanet ederek onu
baskalarina acar, uhdesine maddî bir emanet
tevdi edüse onu inkâr ederek veya korumayarak
veyahut izinsiz kullanarak ona karsi hiyanet
eder. Emaneti korumak, mukarreb meleklerin,
peygamberlerin sifati ve Allah (C.C) korkusu
tasiyan iyilerin huyudur. Ulu Allah (C.C.) söyle
buyurur:
"Hiç süpheiz Allah size emanetleri layik
olanlara vermenizi emreder." (Nisa Sûresi. 58)
Bütün tefsir âlimleri, bu âyet-i kerimenin
seriatin bir çok temel prensibini kapsadigi
görüsündedirler. Âyet-i kerimenin muhatabi idare
eden olsun, idare edilen olsun, bütün
mükelleflerdir.
Buna göre idarecilerin mazlumu destekleyip
hakkini ortaya çikarmalari gerekir, bu bir
emanettir. Basta yetimler olmak üzere
müstümanlarin mallarini korumalari gerekir,
çünkü o bir emanettir. Âlimlerin halka dinin
hükümlerini ögretmeleri gerekir, bu âlimlerin
koruyuculuguna teslim edilmis bir emanettir.
Ana - babanin çocuguna iyi terbiye vererek göz -
kulak olmasi gerekir, çünkü çocuk ana - babaya
teslim edilmis bir emanettir.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Hepiniz ayn ayri birer çobansiniz, herkes
sürüsünden sorumludur."
Zehr-ur Riyaz adli kitapta anlatildigina göre
bir kul Kiyamet günü getiririlerek ulu Allah
(C.C)'in huzuruna dikilir. Ulu Allah (C.C) ona «falanin
emanetini geri verdin mi» diye sorar. Kul «hayir,
ya Rabb'i!» diye cevap verir.
Bunun üzerine Allah (C.C) bir melege emir verir,
elinden tutar, onu cehenneme götürür ve
cehennemin dibine düsmüs olan o emaneti adama
gösterir ve onu atese atar. Adam, cehennemin
dibine ininceye kadar yetmis yil ateste batmaya
devam eder. Dibe inince orada duran emaneti alip
yükselmeye baslar. Cehennemin agzina çikinca
ayagi kayar, yine batmaya baslar. Sonra yine
yükselir, yine batar. Peygamber´imi-zin (S.A.S.)
sefaati sayesinde Allah (C.C)'in lütfu imdadina
yetiserek emanet sahibi ona hakkini helâl
edinceye kadar bu inis - çikislar ayni sekilde
devam eder.
Ebu Seleme (R.A.) söyle rivayet ediyor:
«bir gün Peygamberimizle (S.A.S.) birlikte
oturuyorken bir cenaze getirildi, namazi
kilinacakti. Peygamberimiz «üzerinde borç var
mi?» diye sordu, «hayir» diye cevap verdiler.
Bunun üzerine cenaze namazini kildirdi.
Arkasindan bir baska cenaze getirdiler.
Peygamber'(S.A.V)imiz yine «borcu var mi?» diye
sordu, «evet, var» diye cevap verdiler.
Peygamber «arkada bir sey birakti mi» diye
sordu, «evet, üç dinar» dediler. Bunun üzerine
Peygamber'(S.A.V)imiz bu cenazenin de namazini
kildirdi.
Derken üçüncü bir cenaze getirdiler.
Peygamber'imiz (S.A.S.) «borcu var mi?» diye
sordu, «evet,» diye cevap verdiler.
Peygamber'imiz «arkada bir sey birakti mi?» diye
sordu, «hayir» dediler. Bunun üzerine «arkadasinizin
cenaze namazini siz kiliniz» dedi.
|