::CEHENNEMDEKİ MANEVİ AZAP::

Cehennemde inkar edenlere yaşatılan fiziksel azabın yanında

en az bunlar kadar önemli bir başka azap olan manevi

azap vardır. Manevi azap pişmanlık, ümitsizlik, horlanma, aşağılanma,

utanç, hayal kırıklığı gibi pek çok ruhi azabı içinde

barındırır.

“Kalplere Tırmanan Ateş”

Kendini Allah’a teslim etmemiş ve O’na iman etmemiş insanların

dünyada çeşitli vesilelerle tattığı bir manevi azap vardır.

Örneğin çok sevdiği bir yakınını, dostunu, karısını, kocasını

ya da evladını kaybeden ve ona bir daha ebediyen kavuşamayacağını

düşünen veya çok yakın bildiği, güvendiği birisinin

ihanetine uğrayan bir insan acı çeker. İşte bu manevi azap, gerçekte,

o insanın kaybettiği veya ihanetine uğradığı kişiyi ilahlaştırmasının

karşılığı olarak Allah’ın kalpte yarattığı özel bir azap

türüdür. Bu, insanın, Allah’a yöneltmiş olması gereken sevgi,

hayranlık, takdir, dostluk, bağlılık ve güven duygularını, herşeyiyle

Allah’a muhtaç, aciz ve ölümlü bir insana yöneltmiş olmasının

sonucudur, Bu şekilde, Allah’a, O’nun yarattığı bir kimseyi

ortak koşmasının karşılığı olan bir cezadır. Müşrikliğinin cezasını

Allah’ın daha bu dünyadayken insana böyle yaşatması, bu

insanın ahirete gitmeden önce akıllanmasına ve tevbe ederek

yalnızca Allah’a yönelip dönmesine vesile olabilir. Burada ilahlaştırılanın

mutlaka bir insan olması da şart değildir. Kişilerin

zaafları farklı farklıdır. Mal, mülk, para, servet, itibar, kısaca

Allah’a ortak koşulan, şirk koşulan herhangi bir nesne ya da

kavram da aynı şekilde ilahlaştırılabilir.

Dünyada bunları kaybetmenin verdiği azap ise yalnızca, cehennemdeki

benzerinin çok küçük dozdaki bir yansımasıdır.

Bir ibret ve uyarı mahiyetindedir. Ahirete şirk dolu bir kalple

gideni ise cehennemde bu acının aslı ve süreklisi beklemektedir.

Yalnızca dünyadaki bu manevi azap bile kimi zaman öyle

şiddetli olur ki, bu acıyı çeken, kurtulmak için her türlü fiziksel

işkenceyi bile bu manevi acıya tercih eder. Hatta ölüp kurtulabilmek

için intihar bile edenler olur. Bu tarifsiz acıyı ifade

edebilmek için ise müşrik, “yüreğinin yandığını”, “ciğerinin

yandığını”, “içinin yandığını” söyler.

Nitekim Kuran’da cehennem azabının bu manevi yönü dikkat

çekici bir şekilde vurgulanarak, “kalpleri yakan bir ateş”ten

söz edilmektedir:

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay

eden her kişinin vay haline;

Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.

Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanıyor.

Hayır; andolsun o, ‘hutame’ye atılacaktır.

“Hutame”nin ne olduğunu sana bildiren nedir?

Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.

Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.

126 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

O, onların üzerine kilitlenecektir;

(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır).

(Hümeze Suresi, 1-9)

Dünyadaki en şiddetli acı bile zamanla unutulur, belki izleri

bir süre devam eder ama, hiçbir zaman ilk günkü şiddetini korumaz.

Cehennemde ise bu acı dünyadakinden kat ve kat daha

fazla olmak üzere, hem de ebediyen hiç eksilmeden inkarcıların

yüreklerine tırmanıp yakar.

Bunun yanı sıra, cehennem ehlinin umutsuzluk, pişmanlık,

aşağılanmışlık, öfke, kin ve çekişme duygularının karışımı sonucunda

yaşadığı manevi azap da buna katılır ve inkar edenler en

az fiziksel olduğu kadar ruhi yönden de işkence çekerler.

Cehennemdeki Aşağılanma

Cehennemle ilgili pek çok ayet, burada inkarcılar için aşağılayıcı,

alçaltıcı bir azap olduğunu haber verir. Bu, inkarcıların

dünya hayatındaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık takdir

edilmiş bir cezadır.

Dünya hayatında inkarcının en büyük hedeflerinden biri,

başka insanların kendisine imrenmeleri, kendisini takdir etmeleridir.

İyi bir iş, çocuklar, güzel evler, arabalar ve benzeri dünyevi

tutkular insanlara yapılan gösterişle değer kazanır. Nitekim

Kuran’da dünya hayatının aldatıcı süslerinin arasında insanların

kendi aralarında “övünme”leri sayılır.

İşte, insanların dünyadaki en büyük tutkusu olan bu “övünme”

inkarcılar için ahirette şiddetli bir azaba dönüşür. Bu azab,

önceden sözünü ettiğimiz fiziksel acıların yanında, aşağılanmayı,

hor ve aşağılık kılınmayı da içermektedir. Çünkü inkar eden

kişi dünyadayken “Övülmeye layık olan” (Bakara Suresi,

Harun Yahya 127

267) Allah’ı unutmuş, buna karşın “kendi istek ve tutkularını

(hevasını) ilah edinmiş”tir. (Furkan Suresi, 43) Bu nedenle

de hayatını Allah’ı övmekle değil, kendisine övgü toplamaya

uğraşmakla geçirir. Kendisini yaratan Allah’ın değil, insanların

hoşnutluğu üstüne bir hayat kurmuştur. İşte bu yüzden de, en

büyük yıkımı insanlar karşısında küçük düşüp aşağılanınca yaşar.

İnkarcı için en büyük kabuslardan biri, başkalarına rezil olma,

küçük düşme, aşağılanma halidir. Hatta inkarcılar arasında,

diğer insanlara rezil olmamak, aksine, onlardan övgü toplamak

için canını bile verebilecek çok sayıda insan vardır. Bu yüzden

cehennemdeki birçok azap, bu kabusun üzerine kuruludur. İnkar

edenler dünyadaki kibir ve büyüklenmelerine karşılık, cehennemde

korkunç bir biçimde aşağılanırlar. Kuran ayetlerinde,

bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir:

İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle

denir:) “Siz dünya hayatınızda bütün ‘güzellikleriniz

ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıpzevk

sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz

(istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan

dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız.”

(Ahkaf Suresi, 20)

O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın

kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak

günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz.

Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi,

178)

Bu aşağılanmanın binbir çeşidi vardır. Cehennem ehline,

dünyada hayvanlara yapılan muameleden çok daha alçaltıcı

davranılır. Onları aşağılamak için demirden kamçılar, bukağılar

128 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

ve tasmalar bulunur. İplerle direklere bağlanırlar, boyunlarına

tasmalar (bukağılar) geçirilir, ayaklara zincirler vurulur.

Aslında aşağılanmak, cehennem içindeki tüm diğer azaplarla

aynı anda gerçekleşir. Örneğin ateşe atılırken de bir yandan

aşağılanırlar. Bu büyük horlanma, inkarcıların diriltildikten ve

cehenneme götürülmek için seçildikleri andan itibaren başlar.

İnkarcı, bu melekler tarafından milyarlarca insan içinden, alnından

ve ayaklarından yakalanır. Kuran’da bildirildiği gibi, “işte

o gün, ne insana, ne cinne günahından sorulmaz...

(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır

da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.” (Rahman

Suresi, 39-41)

Allah’a isyan etmiş, O’nu unutmuş olan kimse, bu şekilde

yakalandıktan sonra hayvanlardan beter bir muamele görecek,

saçından tutulup yerde sürüklenecek ve cehenneme atılacaktır.

Karşı koyamaz, bağırsa, çırpınsa da kimse ona yardım edemez.

Bu, sadece çaresizliğin verdiği azabı artırır:

... andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;

O yalancı, günahkar olan alnından. O zaman da meclisini

(yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın. Biz de

zebanileri çağıracağız. (Alak Suresi, 15-18)

Ayetlerde haber verildiğine göre, inkarcılar “cehennem

ateşine ‘küçültücü bir sürüklenme ile’ sürüklenecekler”

ve onlara, “işte sizin yalanladığınız ateş budur” denecektir.

(Tur Suresi, 13-14) Bir diğer ayette haber verildiğine göre

de, bu “sürükleniş”, “yüzükoyun” olacaktır. (Furkan Suresi,

34)

Cehenneme de aynı şekilde, yüzükoyun olarak atılırlar:

Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe yüzükoyun

atılır (ve onlara:) “Yaptıklarınızdan başkasıyla

Harun Yahya 129

mı cezalandırılıyorsunuz?” (denir). (Neml Suresi, 90)

Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin

dokunuşunu tadın” (denecek). (Kamer

Suresi, 48)

Oraya girmeleriyle birlikte, aşağılanma daha da şiddetlenir.

Çektikleri tüm fiziksel azapların bir de bu yönü vardır. Örneğin

ateşe atıldıklarında, yanmanın verdiği acının yanında, bir de

aşağılanmanın, horlanmanın, küçültülmenin ızdırabını yaşarlar.

Bir başka surede, inkarcının ateş azabı sırasında nasıl aşağılandığı

şöyle anlatılır:

“Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin.

Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;

(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun.

Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir.”

(Duhan Suresi, 47-50)

İnkar edenleri aşağılamak için ayrıca özel olarak hazırlanmış

kamçılar, tasmalar, bukağılar, zincirler vardır. Kuran’da şöyle

buyurulur:

(Allah buyruk verir:) “Onu tutuklayın, hemen bağlayın.

Sonra çılgın alevlerin içine atın. Daha sonra onu,

uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin.

Çünkü, o, büyük olan Allah’a iman etmiyordu

yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı.” (Hakka

Suresi, 30-34)

Dünyada, vahşi olanlar dışında, hayvanlar bile zincire vurulmazlar.

İnsanlardan ise artık insan muamelesi görmeyen ileri

derecede tehlikeli akıl hastaları bağlanırlar. Buna karşın, cehenneme

gönderilmiş inkarcılar, tüm yaratıkların en aşağılarıdırlar.

İşte bu nedenle üstteki ayette haber verilen “uzunluğu

130 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

yetmiş arşın olan zincir”e vurulurlar. Başka ayetlerde bu aşağılatıcı

azaptan şöyle söz edilir:

Boyunlarında demir-halkalar ve (ayaklarında) zincirler

olduğu halde sürüklenecekler. Kaynar suyun içinde;

sonra ateşte tutuşturulacaklar. Sonra onlara denilecek:

“Sizin şirk koştuklarınız nerede?” (Mümin

Suresi, 71-73)

... İşte onlar Rablerine karşı inkara sapanlar, işte onlar

boyunlarına (ateşten) halkalar geçirilenler ve işte

onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin arkadaşları

olanlardır. (Rad Suresi, 5)

Diğer bazı ayetlerde söz konusu aşağılayıcı azap şöyle anlatılır:

O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını

görürsün. Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş

bürümektedir. (Bu azap,) Allah’ın her nefsi kendi kazandığıyla

cezalandırması içindir. Şüphesiz Allah, hesabı

pek çabuk görendir. (İbrahim Suresi, 49-51)

… İşte o inkar edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir;

başları üstünden de kaynar su dökülür. Bununla

karınları içinde olanlar ve derileri eritilmiş

olur. Onlar için demirden kamçılar vardır. (Hac Suresi,

19-21)

Cehennemdeki bu aşağılanmanın inkar edenlerin ruhunda

yarattığı karanlık, rezillik, küçülmüşlük ve horlanmışlık dışlarına

da vurur. Tıpkı dünyada insanlara rezil olan, onuru ayaklar

altına alınan, bütün kişisel hakları tecavüze uğrayan insanların

tarifsiz sıkıntılarının yüzlerine vurması gibi. Cehennemde yaşanacak

olan aşağılanma da, insanların çehresine etki edecek, yü-

Harun Yahya 131

reklerdeki zillet dışa vuracaktır. Başka bir ayette şöyle buyurulur:

“O gün, öyle yüzler vardır ki, zillet içinde aşağılanmıştır”.

(Gaşiye Suresi, 2)

Buraya kadar saydığımız tüm bu aşağılanma yöntemlerinin

yanı sıra, cehennemde inkarcılar için çok daha çeşitli aşağılanmaların

da olacağını unutmamak gerekir. Allah Kuran’da inkar

edenler için “aşağılanma”, kavramını kullanmış ve buna belli

başlı örnekler vermiştir. Ancak aşağılanma çok geniş bir kavramdır

ve insanda dünyadayken bu duyguyu oluşturan herşey,

her muamele, her olay bu kavrama dahildir. Cehennemde de

belki de binlerce katıyla bulunmaktadır.

Telafisi Olmayan Pişmanlık

İnkarcı, dirildiği andan itibaren yaptığı kahredici hatanın farkına

varır. Bu onarılmaz hatanın verdiği pişmanlık dalgası tüm

vücudunu kaplar. Büyük bir yıkım yaşar, pişmanlığın etkisiyle

kendini yer bitirir.

Dünyada yaptıkları inkarcılara gösterildiğinde, gaflet içinde

geçirdikleri hayatlarını telafi etmeye karşı onulmaz bir hasret

duyarlar. Geri dönmeyi, kendilerine bir hak daha verilmesini

isterler. Dünyada iken birlikte gaflete daldıkları dostlarını, sevgililerini

bir daha görmek istemezler. Tüm dostluklar, tüm sevgiler,

tüm bağlar kaybolmuştur. Dünyada iken kurmuş oldukları

yaşam, yaptıkları işler, evleri, arabaları, eşleri, çocukları,

şirketleri, örfleri, gelenekleri, savundukları “dünya görüşü”,

herşey, ama herşey artık değersizleşmiş, yok olmuştur. Herşey

yok olurken, yerine de bir tek azap gelmiştir. Ayetlerde, o

günkü yıkımın yarattığı ruh hali şöyle tarif edilir:

132 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen;

derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik

de Rabbimiz’in ayetlerini yalanlamasaydık ve

mü’minlerden olsaydık.” Hayır, önceden saklı tuttukları

kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri

çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere

şüphesiz yine döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten

kafirlerdir. Onlar dediler ki: “Bu dünya hayatımızdan

başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek değiliz.” Rablerinin

karşısında durdurulduklarında onları bir görsen:

(Allah:) “Bu, gerçek değil mi?” dedi. Onlar:

“Evet, Rabbimiz hakkı için” dediler. (Allah:) “Öyleyse

inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın” dedi.

(Enam Suresi, 27-30)

İnkarcı, içindeki bu büyük yıkıma rağmen, bir yandan da hala

kibiri bırakmamakta ve ayette bildirildiğine göre “azabı görünce

pişmanlığını gizlemekte”dir. (Yunus Suresi, 54) Bu

kibirin canlı kalması, onun için ayrı bir azap kaynağı olacak, cehennemde

karşılaşacağı aşağılanma, söz konusu kibir nedeniyle

ona tarifsiz acılar verecektir.

Cehennem Ehlinin Birbirleriyle Çekişmeleri

Dünyada iken çok önemli sayılan makam ve mevkilerin, astüst

ilişkilerinin artık hiçbir anlamı kalmamıştır. Aksine, insanlar

liderlerine, liderler de kendilerine bağlananlara lanetler yağdırırlar.

Onların bu tartışmaları ve yakınmaları ayetlerde şöyle

haber verilmektedir:

Öyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine

tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır... (Bakara

Suresi, 166)

Harun Yahya 133

(O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: “Eğer bize

bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi)

muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi,

biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)

dık.” Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını

onulmaz hasretlerle gösterecektir. Ve onlar ateşten

çıkacak değildirler. (Bakara Suresi, 167)

Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki:

“Eyvahlar bize, keşke Allah’a itaat etseydik ve Resul’e

itaat etseydik.” Ve dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten

biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik,

böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular. Rabbimiz,

onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet

ile lanet et. (Ahzap Suresi, 66-68)

Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: “Andolsun

Allah’a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin

Rabbiyle eşit tutuyorduk. Bizi suçlu-günahkarlardan

başka saptıran olmadı. Artık bizim için ne bir şefaatçi

var, ne de candan-yakın bir dost. Bizim bir kere

daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da

iman edenlerden olabilseydik.” Gerçekten, bunda

bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

(Şuara Suresi, 96-103)

Böylece, sonsuz azapla karşılaşan cehennem ehli arasında

büyük bir çekişme başlar. Herkes birbirini suçlar. Eski dostlar

birbirlerine büyük bir kin beslerler. Aralarındaki nefretin tek

nedeni dünya hayatındaki dostluklarıdır. Günah işlemede ve

din dışı yaşamda birbirlerini teşvik etmiş, inkarda birbirlerinden

destek almışlardır. Bütün dostluk kavramları cehennem

134 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

azabıyla birlikte yıkılır, bütün bağlar parçalanıp koparılır. Bütün

bu kalabalığın arasında herkes yapayalnızdır ve biri diğerini lanetler:

(Allah) diyecek: “Cinlerden ve insanlardan sizden

önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin.” Her

bir ümmet girişinde kardeşini (kendi benzerini) lanetler.

Nitekim hepsi birbiri ardınca orada toplanınca,

en sonra yer alanlar, en önde gelenler için: “Rabbimiz,

işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat

kat arttırılmış bir azab ver diyecekler. (Allah da:)

“Hepsi için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz” diyecek.

(Araf Suresi, 38)

İnkar edenler dediler ki: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan

bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın

altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar.”

(Fussilet Suresi, 29)

Ateşin içinde, iddialar öne sürüp karşılıklı tartışırlarken

zayıf olanlar, büyüklenen (müstekbir)lere derler

ki: “Gerçekten biz, size uymuş (teb’anız) olan kimselerdik.

Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden

uzaklaştırabilir misiniz? Büyüklenen (müstekbir) ler

derler ki: “Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten

Allah, kullar arasında hüküm verdi (artık).” (Mümin

Suresi, 47-48)

(Müşrik olan hakim güçlere:) “İşte bu(nlar) da sizinle

birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara

bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir.”

(denilir). (Onlara uyanlar) Derler ki: “Hayır,

sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz

Harun Yahya 135

bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak.” Derler

ki: “Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse,

ateşteki azabını kat kat arttır.” Ve derler ki: “Bize

ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız

adamları göremiyoruz. Biz onları bir alay konusu

edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?”

Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir

gerçektir. (Sad Suresi, 59-64)

Sonuçsuz Yalvarmalar ve Ümitsizlik

Cehennem ehli, büyük bir çaresizlik içindedir. Başlarına gelen

azap, hem korkunç derecede acı verici hem de sonsuzdur.

Tek çare olarak yalvarmayı seçerler. Gördükleri herkese yalvarırlar.

Cennet ehlini görürler, onlardan bir parça olsun su ve

yemek isterler. Allah’a yalvarmaya, merhamet dilemeye çalışırlar.

Ama hepsi boşunadır.

Yalvarmalarının bir kısmı, cehennemin bekçileri olan zebanileredir.

Kendilerine en görülmedik işkenceleri yapan bu azap

meleklerine bile yalvarır ve onlardan kendileri adına Allah’a

seslenmelerini isterler. İçinde bulundukları azap o kadar yoğun

bir azaptır ki, onun bir gün için olsun hafifletilmesi için yalvarırlar.

Ama yanıt alamazlar:

Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler

ki: “Rabbiniz’e dua edin; azabtan bir günü (olsun) bize

hafifletsin.” (Bekçiler:) “Size kendi Resulleriniz

açık belgelerle gelmez miydi?” dediler. Onlar:

“Evet” dediler. (Bekçiler:) “Şu halde siz dua edin”

dediler. Oysa kafirlerin duası çıkmazda olmaktan

başkası değildir. (Mümin Suresi, 49-50)

136 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

Bunun yanında Allah’tan merhamet dilemeye de çalışırlar.

Ancak yine boşunadır:

Dediler ki: “Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün

geldi, biz sapan bir topluluk imişiz. Rabbimiz, bizi

(ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek,

artık gerçekten zalim kimseler oluruz.”

Der ki: “O’nun içine sinin ve benimle söyleşmeyin.

Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz,

iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet

et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın,

derlerdi de, siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle

ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp

duruyordunuz. Bugün Ben, gerçekten onların

sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar,

‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.” (Müminun Suresi,

106-111)

Ayetlerden anlaşıldığına göre bu, Allah’ın cehennem ehline

son hitabıdır. Çünkü Allah bunlara “O’nun içine sinin ve benimle

söyleşmeyin” dedikten sonra artık aksinin olması söz

konusu değildir. Bundan böyle Allah cehennem ehli ile sonsuza

dek muhatap olmaz. Bu, düşünmesi bile insana acı veren bir

durumdur.

Cehennem ehli çığlık çığlığa azap çekerken, “kurtuluşa ve

mutluluğa eren”ler, yani müminler de cennetin nimetleri içindedirler.

Ve cehennem ehlinin çektiği manevi azapların birini,

söz konusu cennet ehli ile olan diyaloğu oluşturur. İnkarcılar,

cehennemin korkunç azapları içinde işkence görürken, özel

olarak yaratılan bir sistem ile cenneti görür, oradaki büyük nimet

ve ihtişamı izlerler. Dünyada iken kendileriyle alay ettik-

Harun Yahya 137

leri müminlerin büyük bir rahatlık içinde, görkemli mekanlarda,

muhteşem evlerde, nefis yiyecek ve içecekleri tattıklarını

görürler. Kendi yaşadıkları azab ve aşağılanmaya karşılık, müminlerin

böylesine büyük bir nimet, övülmüşlük ve huzur içinde

olduğunu fark ederler.

Bu ise yaşadıkları azabı daha da şiddetlendirir. Duydukları

pişmanlık, dayanılmaz boyutlara varır. Dünyada iken iman etmemiş,

müminlerin aksine Allah’ın hükümlerine itaat etmemiş

olmalarının kahredici pişmanlığı içinde boğulurlar.

Bu psikoloji içinde cennet ehliyle diyalog kurmaya, hatta

onlardan yardım dilemeye de çalışırlar. Yalvarırlar, ancak yine

boşunadır. Kuran’da, cennet ve cehennem ehli arasındaki bu

diyalog şöyle haber verilir:

Onlar (müminler) cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar.

Suçlu-günahkarları;

“Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?”

Onlar: “Biz namaz kılanlardan değildik” dediler.

“Yoksula yedirmezdik.

(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.

Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıyorduk.

Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize

çattı.”

Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz.

(Müddesir Suresi, 40-48)

Müminler ile münafıklar arasında olan konuşmalar da Kuran’da

bildirilmektedir. Münafıklar, dünyada iken bir süreliğine

138 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

de olsa müminlerin yanında bulunmuş kimselerdir. İman etmedikleri

halde, çeşitli çıkar hesapları gereği kendilerini mümin

gibi göstermeye çalışmış ve böylece “ikiyüzlü” sıfatını kazanmışlardır.

Ahirette ise cehennemde yanarken, müminleri görür

ve yardım istemeye, yalvarmaya kalkarlar. Kuran’da, mümin

ve münafıklar arasında geçen konuşma şöyle haber verilmektedir:

O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman

edenlere derler ki: “(Ne olur) Bize bir bakın, sizin

nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım.” Onlara:

“Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya

çalışın” denilir. Derken aralarında kapısı olan bir

sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında

o yönden azab vardır. (Münafıklar) Onlara seslenirler:

“Biz sizlerle birlikte değil miydik?” Derler ki:

“Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları

acıların ve yıkımların sarmasını) gözetipbeklediniz,

(Allah’a ve İslam’a karşı) kuşkulara kapıldınız.

Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda

Allah’ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da

sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak, hatta masumca

sizden görünerek) aldatmış oldu. Artık bugün sizden

herhangi bir fidye alınmaz ve inkar edenlerden

de. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan

dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir.” (Hadid Suresi,

13-15)

Kurtuluşu Olmayan, Sonsuz Azap

Cehennemin şiddetini kat kat artıran bir özelliği oradan

hiçbir zaman kurtuluş olmamasıdır. Bir acı çok şiddetli olsa bi-

Harun Yahya 139

le, eğer insan onun biteceğini bilirse, bu onu rahatlatır, her zaman

kurtuluş için bir umut vardır.

Ancak bu umut cehennemde yoktur ve cehennem ehlini en

çok yıkıma uğratan şey de budur. Ateşte yakıldıkları, zincirlendikleri,

kaynar suyla haşlandıkları, kırbaçlandıkları, dar yerlere

elleri boyunlarına bağlı olarak sokuldukları anlarda, bilirler ki

bu azap sonsuza kadar sürecektir. Her kaçmaya çalıştıklarında

sert bir şekilde engellenmeleri, onlara işkencenin sonsuza kadar

devam edeceğini gösterir. Bir ayette bu kahredici ortam

şöyle bildirilir:

Ne zaman ordan, sarsıcı-üzüntüden çıkmak isterlerse,

oraya geri çevrilirler ve (onlara:) “Yakıcı azabı tadın”

(denir). (Hac Suresi, 22)

Cehennem tümüyle kapalıdır. İnkarcılar için cehenneme

yalnızca bir kez giriş vardır, sonra çıkış imkansızdır. Hiçbir çıkış

yolu bırakılmamıştır. Hapsedilmenin verdiği duygu inkarcıları

çepeçevre kuşatır. Etrafları, aşmaya güç yetiremeyecekleri

duvarlar, kilitlenmiş kapılarla çevrilmiştir. Ayetlerde bu kahredici

hapsolunmuşluk, şöyle tasvir edilir:

Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır

(Ashab-ı Meş’eme). “Kapıları kilitlenmiş” bir ateş

onların üzerinedir. (Beled Suresi, 19-20)

Ve de ki: “Hak Rabbiniz’dendir; artık dileyen iman

etsin, dileyen inkar etsin.” Şüphesiz Biz zalimlere bir

ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre

kuşatmıştır... (Kehf Suresi, 29)

Onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kaçacak

bir yer bulamayacaklardır. (Nisa Suresi, 121)

140 ÖLÜM KIYAMET CEHENNEM

İnkarcılar ateşi gördüklerinde ait oldukları yeri anlarlar.

Anlarlar ki, artık hiç kimse için o ateşten kaçış imkanı yoktur.

Zaman kavramı yok olmuştur ve sonsuz bir azap başlamıştır.

Acının en korkunç özelliği ebediyen sürecek olmasıdır. Yüz yıl,

bin yıl veya milyon yıl geçse, yine de sona yaklaşılmış olmaz.

Milyonlarca yıl, sonsuzluğun yanında bir hiçtir. Cehennemde

yaşayan inkarcı, dünyadaki gibi bir sonluluk bekler, ama boşunadır.

Bu yüzden ayetlerde azabın sonsuza kadar sürecek olması

önemle belirtilmiştir:

Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve

(bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem

ateşini vaat etti. Bu, onlara yeter. Allah onları

lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab vardır.

(Tevbe Suresi, 68)

Eğer onlar (gerçek) ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi.

Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.

(Enbiya Suresi, 99)

İnkar edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi

vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler,

ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir.

İşte Biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.

(Fatır Suresi, 36)

Dünyada yaşanan bütün acılar için muhakkak bir son yani

kurtuluş vardır. Acı çeken insanın iki kurtuluşu olabilir, acı ya

biter ya da kişi ölür. Dışarıdan bakıldığında ikisi de bir kurtuluştur.

Cehennemde ise durum çok daha kötüdür. Izdırap sürekli

ve kesintisizdir. İnkarcıların kendilerini toparlamalarına,

rahat bir nefes almalarına fırsat verilmez.

Harun Yahya 141

Sonsuz Azaptan Kurtulmak İçin

Bir Hatırlatma

Dünyada Allah’ın ayetlerinden yüz çeviren ve herşeyi yaratan

Rabbimiz’i inkar edenlerin, ahirette hiçbir kurtuluşlarının

olmayacağı, cehennemde dehşet verici bir azapla karşılaşacakları

Kuran’da bildirilir ve tüm insanlar Allah’ın azabıyla uyarılır.

İşte bu yüzden her insan, burada anlatılan gerçekleri öğrendiğinde

hiç zaman yitirmeden içine girdiği yoldan geri dönmelidir.

Çünkü bu yolun sonu büyük bir yıkım getirir. Yapması gereken

en önemli şey ise kendini Allah’a teslim etmektir. Bunu

yapmadığı takdirde, ebedi bir pişmanlık yaşayacaktır. Kuran’da

inkarcıların pişmanlığı şöyle haber verilir:

O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.

Onları bırak, yesinler, yararlansınlar ve onları

(boş) emel oyalayadursun. İleride bileceklerdir.

(Hicr Suresi, 2-3)

Sonsuz azaptan ve bu pişmanlıktan kurtulmanın ve Allah’ın

rızasını ve cennetini kazanmanın yolu ise bellidir:

Geç olmadan Allah’a gönülden iman etmek,

Tüm yaşamını O’nu razı edecek davranışlarla geçirmek…
 

MUSLUMANLAR.COM © 2004
Muslumanlar.Com -
Muslumanlar.Net